14 Ocak 2024 Pazar

Merhaba 2024


Herkese merhaba,

Yıl 2024. 14 Ocak günü akşam saatlerinden selamlar. Herkesin artık kendi sayfalarını açıp oralardan paylaşım yaptığı zamanlarda, inatla ve ısrarla size buradan sesleniyorum. Bir giriş ve yeniden merhaba yazısı olsun diyerek.

2023 bitti, gitti. Muhasebesini hala yaptığımız zamanlar bıraktı geride. Şimdi 2024'teyiz. Zor günlerin bizi beklediğini söylemeye devam edenlerle iyi günlere inananlar arasında gidip geliyoruz. Planlar yapıyoruz, kararlar alıyoruz, uygulamaya koyuyor yahut beklemede kalıp devam ediyoruz.

2023 de "güven" benim ana temam oldu. "2024" te ne olacak zaman gösterecek.

Aklıma gelmişken 14 gündür hayatım kitaplarla güzelleşiyor. Kitaplar dışında, soğuk havanın etkisini iyiden iyiye hissediyoruz. Gazze 100 gündür işgal altında, gücümüzün yettiğince sesleri olmaya çalışıyoruz. Kendi hikayemizi yazmaya çalışırken, dünyayı da seyrediyor, bir salıncak misali, ikisi arasında bir devinimle, gidip geliyoruz.

Bugün bir görüşme yaptım. Yaşam Koçu'nu dert ortağı zannedip o yönde destek alabileceğini düşünen birisi. Gündemde "Yaşam Koçu" filmi de dönerken bir hatırlatma yapmak ve yıla merhaba demek amaçlı bu yazıyı paylaşmak istedim bende. Zannedilenlerden farklı bir meslek kolu olduğunu hatırlatmak ve yanılgıları ortadan da kaldırmak adına.

Yaşamda tıkanıklık hissettiğiniz, ileri gidemeyeceğiniz yanılgısı ve ne yapabileceğinizi bilmediğiniz anlar yahut zamanlar vardır. O tıkanıklığı çözmek ve devam etmek istediğiniz zaman koç devreye girer aslında. Bir yaşam koçunun işi kişinin hedef belirleyip, o hedeflerine ulaşmak için ilerlediği yolda nasıl hareket edeceğini gösteren yol arkadaşıdır aslında.

Dert çözmez, bir psikolog gibi derinlikli görüşme yoluna gitmez. Soruları hedefinize giden yolun sürekliliği için kullanır. Bir yol arkadaşı olarak sizle devam etmek adına vardır.

Kişisel motivasyonunuzu korumak için iyi bir destekçidir.

Şifacı değildir, kurtarıcı değildir, kişinin kendi gücünü fark etmesi için yalnızca aracıdır.

Kısa da olsa bir fikir edinmeniz için bu açıklama yeterli olur umarım.

Yeniden 2024'e gelelim mi? Bir koç olarak "daha iyisi için ne yapılabilir?" sorusunu sizlere de yöneltmek isterim.

Kendi hikayemde bir dönemece yaklaştığım yıl 2024. Çeşitli kararlar aldım ve o kararları uygularken, yürüyeceğim yolu takip etmeye çalışıyorum.

Ve bir "yaşam koçu" ndan ben de destek alıyorum. 

Emin olun koçlukta öğrencilik hiç bitmez. 

2024 yılı daha iyi mi olacak, hikayemiz bizi nerelere götürecek? Hangi alanlarda kazançlar sağlayacağız, hangi alanlar kayıpları getirecek, yaşamadan bilemeyiz.

Bildiğimiz tek şey varsa, hazırlıklı olmamız gerektiği.

Biz Swot Analizi diyoruz. İhtiyaçlarımızı belirlemek için analiz yapma zamanımız geldi de geçiyor bence.

Swot Analizi ne bir yazı ile paylaşabilirim.

Size son bir tavsiye bırakıp kaçıyorum.

2024 duygusal dayanıklılığınızı artırdığınız ve farkında olduğunuz bir yıl olsun.

Yeni yazılarla daha sık görüşeceğiz.

İyi seneler. 

Züleyha Gülveren


11 Aralık 2023 Pazartesi

11 ARALIK 2023


 Yılın son ayına girdik, 11 günü bitti bile dostlar,

Herkese geri sayım günlerinden selamlar.

Blogu bu yıl istediğim aktiflikle kullanmadım. Amaçladıklarım ve yaşadıklarım arasında ciddi farklar var. Başarıya giden yolun engebeli olduğunu anlatan çizimler geliyor aklıma böyle düşününce. Hala nefes aldığımızı ve hala hayallerim olduğunu göz önünde bulundurarak, dayanıklılığı sağlayan ilk nedenlerim, devam ediyorum. Etmeye de gayret göstereceğim.

Bitiş enerjisi hakimdi bu yıl bende. "Çok" larla el üstünde tuttuklarıma sırasıyla veda ettim. Bu kendimi suçlama enerjisini doğurdu. Yetersizdim, aşırıya kaçtım ve gitmelerine sebep oldum. Ama zamanla fark ettim ki, tetikleyiciler benim davranışlarım gibi görünse de, sorun benden kaynaklı değildi, insanların gitme zamanları gelmişti bile.

Gitmek. Onun da bir adabı var. Hep aklıma Sıcak Saatler dizisi gelir böyle düşündüğümde. Sedat Yalçın karakterinin annesi, oğlunun eski sevgilisine: kavganın adabından bahseder, 10.bölümde. Kavganın adabı. Gitmenin de adabı var. Burada belki benim hatam çok verici olmak. Verici olduğum için gidenler, incitmeden gitmeyi başaramadılar.

"Aşırı Seven Kadınlar" isminde bir kitap almıştım. Kendimde gördüğüm bir sendrom diyerek. Sevgi söz konusu olduğunda sınır tanımayı bilmiyor olduğum için. Bu yıl yaşadıklarımı da düşününce... Aslında çoktan okumuş ve uygulamaya geçmiş olmalıydım ama hayat yaşayarak öğrenmemi uygun görmüş olacak, sağlam sınavlardan geçtim.

Bana o deneyimleri yaşatan insanlara dolu dolu şeyler söylemek istesem de, söylemenin bir faydası olmadığını, gidenin aslında hiç gelmediğini, kabullenmeyi, istemeye istemeye de olsa deneyimledim.

Yine de kabul edemediklerim var elbette. İnsanlar iletişim konusunda benzer tecrübelerden geçmese de, iletişimin ortak noktaları olduğunu öğrenmeli ve saygı çerçevesinde birbirlerine yaklaşmayı becerebilmeliler. Saygı sınırını aşanın ben olduğumu söyleyen insanın özellikle bunu anlamasını isterdim. Benim de zamanında söylenmesi gerekenleri, söylemeyi öğrenmem gerekli.

2023 ne öğretti sorusuna cevaben, söylenmesi gerekenleri zamanında öğren, çok verici olma, almayı da bil, gideni zorla da olsa durdurma, diyebilirim, galiba.

Peki, siz dönüp sorun kendinize bakalım. Neler yaşadınız, sizde neler kaldı, bundan sonrasında nelere dikkat edeceksiniz?

Meseleleri, mesele etmediğimiz zaman ortada mesele kalmıyor biliyoruz. Ancak, meseleleri kabul etmeyi öğrenmek için, bastırmıyor, onları konuşabiliyor, geriye bakmadan devam etmek için gerekli alt yapıyı oluşturuyoruz.

Güvende, sevgide, iletişimde, alma ve verme dengesinde doğru ölçüyü bulacağımız yarınları bugünden inşa ediyoruz.

2024'de bu blog da daha aktif olmayı umut ederek, sizlere sondan bir önceki yazımla veda ediyorum.

2023 de bıraktığım, umudum o yönde, o insanlara da, yollarımız bir gün yeniden kesişirse, yaşattıkları ve öğrettikleri için teşekkür ediyorum. 

2024 planları ve bize iyi gelenlerle bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Sevgi, saygı ve iletişimin sonsuz gücü ile.

Züleyha Gülveren

30 Kasım 2023 Perşembe

30 Kasım 2023

Kasım'ın son gününden merhaba,

Şu saatlerde dilek kapıları açık diyen birisi vardı, ben de dönüp bir yıla bakarken, 

hem dilemeyi hatırlatmak, hem de gülen yüzleri çoğaltmak çabasıyla karşınıza 

geldim.

Nasıl geçti bu yıl? Toplumsal travmalardan yoğun şekilde etkilenmeye devam 

ettik doğru. Kişisel hikayelerimiz nasıldı? Güldük mü, ağladık mı, bittik mi, başladık

mı? Neler yaptık? İyisi ve kötüsüyle kimlerle tanıştık? Nelerden ders aldık?

Önce bana sıklıkla söylenen bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: yaşadığınız şeyleri

kılıfları farklı olsa da herkes yaşıyor. Yalnız değilsiniz. Biliyorum size özgü olsunlar, 

özel hissettirsin hepsi istiyorsunuz.

Bugün özel hissetmek istediğinizde neye ihtiyaç duyduğunuzu bir düşünün desem?

2023 olacağını bildiğim ayrılıklarla geçti benim için. Şu duygu çok kötü aslında. 

Karşınızdaki insanla hikayenizin biteceğini biliyorsunuz. Bitsin teklifi bile sunuyor,

red alıyorsunuz ama sonra karşı taraf sizi inciterek bitirip gidiyor. Asıl travma bu 

duyguyla baş etmeyi öğrenmek bence.

2024 de daha kötüsünü yaşayıp yaşamayacağımı da elbette kimse

garantileyemez.

Bana bir şans verilse, o hikayelerin bitiminde hissettiğim yarım kalmışlık

duygusunu tamamlamak için, bir kapanış konuşması hakkı isterdim. 

Kader. İletişim herkeste öğrendiğiniz şekilde işlemiyor işte.

Kimse kötü değil. Kimseye kin duyuyor değilim. Derinden kırılan kalbin hasarını 

onarmayı, bir şeyleri zamanında söylemeyi, öğrenmeyi ve devam etmeyi seçtim. 

O insanlar bu yazıyı olur da okurlarsa, teşekkür ederim. Her öğrettikleri için.

2023 bana seçici olmayı öğrettiği kadar kendimi de kabul etmeyi öğretti ve ne 

isteyip, istemediğimi daha iyi anlamamı sağladı da diyebilirim.

Okumalarım mesela, daha çok seçici olmakla beraber hala ruh durumuma 

uygunluk aradığım da doğru. Mesela siz bu satırları okurken, Az Seçilen Yol 

önümde, okurlarına da selam ederim!

Yeni insanlar tanırken ya da eskileri ile bağları yahut esprili bir söylem olsun

haydi, safları sıklaştırırken, daha güçlü "hayır" lara hazır olmak gerektiğini 

öğrendiğim bu yılı, hiç unutmayacağım sanırım.

Artık başka sayfalar açmak istiyorum bu hayatta. Buralara bunları yazabiliyor 

olmama da şaşırıyor beni tanıyanlar. Farkındalıklar arttıkça kırılganlığınız ve 

gücünüz de artıyor ya, kendinizi ifade yeteneğinizde değişimler oluyor.

Şu ironiye bakın. Okuduğum kitapta açık olan sayfada şöyle bir cümle çıktı

karşıma: Demek ki insan ilişkilerinde, sözü edilen durumlarda ve başka birçok 

halde, fikirleri, duyguları, kanıları, hatta bilgileri ifade etmekten zaman zaman 

kaçınılmalıdır.

Doğru; aşırıya giden her şey sakıncalı. Ancak sorarım size, söylemediği şeyler

yüzünden kaybettiğini hisseden birisi söyleme dozunu nasıl ayarlamalı?

2023 de bırakmam gereken şeyler ve insanlarla 2024 de karşılaştığım zaman,

o karşılaşmalar olursa tabi, nasıl davranmalı?

2024'e bir ay kala, Kasım ayının son gününde, sorular ve sorunlar yerine, gülen 

sesler ve sözler arıyorsanız siz de, kendinize bir iyilik yapın, kendinizden başlayıp

gülen ve güldüren olmaya odaklanın.

Okuduklarınızı artırın, yeni şeyler öğrenmeye çalışın, hayallerinize odaklanın.

Konuşmaya ihtiyaç duydukça da yazın.

Kırılgan olmanızın, sevgi dolu hissetmenizin, duyduğunuz özlemin, hayallerinizin 

varlığınızın normal olduğunu asla unutmayın!

Bütün daralmış kalplere çağrımdır, hepinizin derin derin nefesler alacağı ve 

aydınlık hissedeceği günler yakın.

İyi ki varsınız.

2024 için geri sayım başlasın!

Sevgiler :)

13 Kasım 2023 Pazartesi

Psikolojik Manipülasyon Nam-ı Diğer Gaslighting.


2023 hepimiz için zor bir yıl oldu. İnişi, çıkışı, kaybettiklerimiz ve kazandıklarımızla. Kişisel menkıbeme dönüp baktığımda, benim için vedalar yılı oldu ve olmakta, bu da zorlandığımı itiraf edip üstüne çalışmaya karar vermeme vesile oldu.

    En çok da arkadaşlık ilişkileri ile sınanıyorum. O ilişkilerde bilerek ya da bilmeyerek yapılan bir şeyi psikolojideki içeriği ile paylaşmak istedim o nedenle. Hazırsanız bugün ki yazının temelini oluşturan konumuzu açıklıyorum: Gashlighting. Namı diğer Psikolojik Manipülasyon. Teknik tanımları her yerde görürsünüz elbette, ben şöyle tarif edeceğim: biri size çıkarı için algınızı yıkacak ya da davranış değişikliği yaratacak şekilde yaklaşıyorsa, bilin ki bu duruma maruz kalıyorsunuz.

Yalnız tekniğin ortaya çıkış şekli ilginç. O da şöyle:    

Gaslighting kavramı İngiliz yazar Patrick Hamilton’un 1938 yılında yazdığı ‘Gas Light’ oyunu ile ilk kez ortaya çıkmıştır. Sonrasında 1940 yılında İngiltere’de ve 1944 yılında ise  Amerika’da çekilen film versiyonları ile toplumda büyük etki yaratmıştır. Oyun özetle, gaz lambasını eşinden habersiz bir şekilde her gün yavaş yavaş azaltan manipülatörün, bunu saklaması ve eşini delirdiğine ikna etmek için yaptığı psikolojik manipülasyonların zamanla eşinin gerçeklik algısının bozulmasına ve kendinden şüphe etmeye kadar gitmesini anlatan bir hikaye..

    Kendinizden şüphe etmenize ve akıl sağlığınızı yitirip yitirmediğinize neden olan o davranış için kullanılan taktiklerin altında bile iletişim olmasında ayrı bir ironi var. 

Tehlikeli..

    Peki insanlar neden bu tehlikeyi göze alıyorlar, sorusu uyanıyorsa aklınızda, en net ve en kesin açıklaması, çıkar.. Karşınızdaki kişiyi kontrol altında tutmak havalı bir avantaj değil mi? Bu tekniği başarılı olarak kullanan kimselerin, karşılarında yarattığı yıkımdan haberleri var mı bilmiyorum ama hediye ettikleri suçluluk duygusu, yetersizlik hissi ya da kusurluluğu iyi biliyorum.

    Sorumluluk almak istemeyen kişilerin dikkati kendinden başka tarafa çekmek ve güvenliklerini sağlamak adına bu yöntemi kullandıklarını söylüyor uzmanlar. Yani bir tür kabuk yaratıyorlar ruh sağlıkları etrafında. Karşılarında hassas biri de varsa, iyi değerlendirdiklerini söyleyebilirim. Tabii ki yapılan araştırmalar Narsisizm yahut Anti Sosyal Kişilik Bozukluğu olanların daha çok bu yola başvurduğunu söylüyor ve tehlikeli örneklerden bahsediyor olsalar da, kullananların artık sıradan ilişkilerde bile karşımıza çıktığı görülüyor. Yani mantığı günlük hayatımıza sirayet etmiş durumda.

Şu yolları görmeye başladığınız ilişkileri sorgulamanızı öneririm:

1. Yalan söyleyerek manipüle etmek,

2. Söylediklerini inkar etmek,

3. Konuşulan konuyu çarpıtmak ve kendi istediği yöne çekmek,

4. Yanlış olana yönlendirmek,

5. Duyguları ve düşünceleri küçümsemek, önemsizleştirmek,

6. Akıl sağlığının yerinde olmadığını kişi ya da çevresine söylemek,

7. Kafa karıştırmak,

8. Aşağılamak,

9. Karşındakini suçlamak.

 Aşağıdaki örnekleri görüyorsanız, maruz kaldığınızı düşünmeye başlamalısınız.

İlk örnek benden olsun: 1. Biz bir şey yaşamadık ki?

2. Çok abartıyorsun, sadece şaka yapıyordum.

3. Ben öyle bir şey demedim, uyduruyorsun resmen.

4. İyi misin, delirmiş gibi davranıyorsun?

5. Neden bu kadar abarttın anlamıyorum.

6. Her şeyi benden istemesen mi?

7. Bu kadar hassas olma.

8. Seni asla incitmem, nasıl böyle düşünebilirsin?

9. Uyduruyorsun.

Yine benden 10. Bu çok fazla, ben bunun sorumluluğunu almam. 

    Örnekler değişir, geliştirilebilir. Bu bilerek ya da bilmeyerek uygulanır. Yeri gelir yapmayacağınız şeyleri, takdir kazanmak adına "yaparım" derken kendinizi bulmanıza sebep olabilir. Bir maske ile karşılaşırsınız, o maske düşene kadar yaşatılan değersizliği üstünüzden atmak zor hale gelebilir.

Peki, ne yaşadığımızı nereden anlayacağız, diyorsanız. Önce gashlighting ne biliyor olmalısınız elbette. Bilmeden bu farkındalığa ulaşmanız zordur. Kendinizi kurban gibi hissetmeye başladığınız anda, şanslı değilseniz, travma da yaşatabilir, şanslıysanız, karşınızdaki insan, sizi uyandıran bir kavga ile bırakıp gittiğinde de anlayabilirsiniz.

    Bu yazı alma verme dengesini çözememiş bir kalbin, karşı tarafın uyandırması sonucu yarattığı etkiyle uyanmasından sonra ortaya çıktı diyebiliriz. Artık ne hak ettiğini ve neye nasıl bakması gerektiğini, bileceğini düşünen bir insan gözüyle size yazabiliyor. Kaygı, suçluluk, utanç ve gururla karışık hatıraların etkisini de taşıyarak. Bir de belki bunu yaşama sebebi olan insanlara bir teşekkür olması amacını taşıyor.

Denge ne kadar da önemli..

    Hayat bir yolculuk. Bu yolculukta eksikte var fazla da. Fazla olduğunda size kalanlarla baş ederken, bilgiye sığınmak, farkındalık kazanmamız adına bir aracıya dönüşebiliyor. Kazandıklarımız sonraki adımlarımıza güç katıyor. Gün gün büyüyor ve öğreniyoruz.

Hayatımıza dokunan herkesin bir görevi var değil mi?

Hepsinin varlığına ve öğrettiklerine şükürler olsun.

Daha sık ve daha güncel yazılarla karşınızdayım artık dostlar, selam ve sevgiler.

Üzerine konuşmak isterseniz bana @zulunungunlugu İnstagram hesabımdan da ulaşabilirsiniz.

Züleyha Gülveren


27 Ağustos 2023 Pazar

Atomik Alışkanlıklar


James Clear, lisede geçidiği bir kaza sonrası, hayatında en çok sevdiği beyzbol da profesyonelleşme şansını kaçırır ya da bunun için geç kalır, sonra alışkanlıklarını ve kararlarını küçük küçük değiştirerek hayatının kontrolünü ele alır. Düzenli olarak yazdığı yazılarla da gün gelir bu değişimi insanlara anlatan, güçlü bir eğitmen olur. Atomik Alışkanlıklar da bu sürecin eseri olan önemli bir çalışmadır.

Herkese merhaba,

Kitabı tanıtmak için kısa bir özet geçmek istedim öncelikle. Fotoğrafı internette buldum. Uzun bir süre Atomik Alışkanlıklar elimde gezdi. Geçtiğimiz günlerde bana çok iyi gelen bir alışkanlığı toksik hale getirme riski yaşayınca, bazı şeyleri biraz azaltmam ve sabırlı olmam gerektiğine karar verip, bu kitabı okumaya odaklanarak bitirdim. Aslında bir "sorun yok" sözü duysam rahatlarım da. Onun da zamanı var tabi.

Kitap ne anlatıyor derseniz, şöyle tarif edebilirim.

Tabi ki hepimizin alışkanlıklarına odaklanıyor. Hayatımızdan çıkarmamız gereken alışkanlıkları ve hayatımıza dahil etmemiz gerekenleri fark etmemiz için aslında bize bir ayna tutuyor. Sabah erken kalkıp yürüyemiyorum diyorsanız, kilo veremiyorum endişesi taşıyorsanız, öfke, kaygı kontrolü sağlamıyor, istediklerinizi elde edecek gücü kendinizde bulamıyorsanız, bu kitap size iyi gelecektir eminim.

Koçluk eğitimi aldığım zamanlarda alışkanlık yönetiminin ne kadar önemli olduğunu anlatan birçok örnek dinlemiştim. Alışkanlıkları değiştirmenin hayatı değiştirdiğini öğrenmeme vesile olmuştu bu durum da. O yüzden okumanızı ısrarla tavsiye ediyorum aslında.

Kitaplar çok pahalı, alamam diyenlere tek bir sözüm olacak. Harcama alışkanlıklarınızda değişikliğe giderseniz, her şey mümkün. Her ortamda!

Kitaptan çıkarabilecek belli başlı noktaları ekleyerek devam edeyim:

1. Atomik Alışkanlıkların Gücü: Kitap, büyük hedefleri küçük adımlara bölmeyi vurgular. Bu adımlar "atomik alışkanlıklar" olarak adlandırılır. Küçük ve sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturarak büyük değişimler elde etmenin mümkün olduğunu savunur.

2. Alışkanlık Döngüsü: Alışkanlık oluşturmanın temelini "Alışkanlık Döngüsü" oluşturur. Bu döngü tetikleyici, alışkanlık ve ödül aşamalarından oluşur. Tetikleyici alışkanlığı başlatan durumu temsil eder. Alışkanlık aşamasında istenilen davranış gerçekleştirilir. Ardından, bu davranıştan elde edilen ödül, alışkanlığın pekişmesini sağlar.

3. Küçük Değişimlerin Büyük Etkisi: Kitap, her gün küçük bir adım atmanın uzun vadede büyük değişimlere yol açabileceğini anlatır. Örneğin, günde sadece birkaç dakika egzersiz yapmak veya bir sayfa kitap okumak, zaman içinde büyük ilerlemelere dönüşebilir.

4. Çevresel Etki: Çevresel faktörlerin alışkanlıklarımızı şekillendirmedeki önemine odaklanır. Çevremizi düzenleyerek istenmeyen alışkanlıkları engelleyebilir ve olumlu alışkanlıkları teşvik edebiliriz.

5. Araştırmalara Dayalı Yaklaşım: Kitap, psikoloji ve nöro bilim alanındaki araştırmalara dayalı olarak alışkanlıkların nasıl oluştuğunu ve nasıl değiştirilebileceğini ele alır.

Değişime okuyarak başlanır. Yeter ki merakınız olsun. Hayatımda yer edinen birçok alışkanlıkta küçük adımların etkisini gören birisi olarak, sizin için de değişim mümkün diyorum. Bu kitabı, vakit kaybetmeden edinip okumalısınız. Herkese şimdiden iyi okumalar dilerim!


Züleyha Gülveren



Oppenheimer













Selamlar dostlar.


Atom Bombası ve ahlaki tartışmasını yapmaya gelmedim. Onu atıldığından beridir dünya tartışıyor zaten. Christopher Nolan ve son filmi Oppenheimer'ı seyrettim. Onun üzerine konuşmak hatta çok tartışılan sahnelerinden yola çıkarak aşk üzerine belki tartışmak için geldim. Bir de kuantum fiziği var tabi.

Akıl, ne kadar tehlikeli aslında. Fazlasından bahsediyorum. Dünyada kimsenin görmediğini görecek kadar derin bir görüye sahip olacaksın ve bununla imkansızı başardığın bir silah üreteceksin. Ürettiğin silahın kullanım şeklinde söz sahibi olmayacaksın ama o silahla yüzbinlerce insan ölmüş olacak. Ve hatta o silahtan bağımsız da seni seven bir kadının ölümüne sebep olacaksın.

Beni tanıyanların bildiği bir şeyle başlayayım önce. Robert Downey Jr'a tam 24 yıl olmuş, hayranım. Film çekimine başladığı zamanlarda, ondan sebeple dikkatimi çekmişti. Temmuz'dan beridir gitmeyi düşünüyordum. Ki Pandemi öncesinden beridir sinemaya gitmiyorum. Ağustos sonuna gelince görmek kısmet oldu. O da bir arkadaşım sayesinde.

Hikaye Atom Bombasının babası Robert Oppenheimer'in hikayesini anlatıyor. Üst düzey bürokrat Lewis Strauss ile tanıştıktan sona ona tanınan imkanlar, büyük bir ekiple beraber kurduğu Los Alamos'taki yaşam. Ürettikleri bomba ve bombanın kullanımı ile yaşananları anlatıyor. Benim için sürpriz olan şey Robert ile durumları oldu. Film ikisinin üstüne aslında. Özellikle son sahnesi ile resmen içime oturdu. İzleyenler de ne demek istediğimi bilirler.

Amerika'nın dünya üzerinde söz hakkı olduğunu düşünecek kadar güce sahip olması ve yüzyıldır yaptıkları zaten aşikar. Ki Atom Bombası da bence büyük bir utanç. Bu bombayı Einstein'ı modası geçmiş gören bir bilim adamının yapmış olması da akıl karıştırıcı.

Beni etkileyen çok sahne var ama, spoiler vermemek ve biraz da merak uyandırmak adına Robert Oppenheimer ve Jean Tatlock arasında gelişen aşka vurgu yapmak istiyorum. Zira onların sahneleri yüzünden film bazı ülkelerde yasaklanmış.

Jean Komünist Parti üyesi aktif bir kadın. Robert ile bir partide tanışıyor ve birbirlerinin çekimine kapılıyorlar. Robert gibi bir zekayı kendi tarafına çekmek isterken ona aşık oluyor ve toksik bir ilişkiye çekiliyorlar. Ne birlikte ne de ayrı yani. Onların arasında gelgitler sürerken, Robert evli bir kadın da olan Kitty'ye kapılıyor, birliktelikleri üstüne Kitty'nin ayrılığı ve evlilikle taçlanıyor. Jean ise hala aynı yerde. 2 kadın arasında kalan bir bilim adamının psikolojik sağlığının iyi olduğu da tartışmalı bir konu bence.

Yalnız söylemeden edemeyeceğim, filmi yasaklatan o sahnelerin oldukça etkileyici olduğunu itiraf etmeliyim. Nolan inanılmaz bir atmosfer yaratmış ikisi arasında.

İletişim, iletişim, iletişim. Kadın erkek ilişkilerini yürüten ya da durduran en güçlü anahtar da o. Jean ne istediğini tam olarak ifade etseydi Robert ile evlenen o mu olurdu merak etmiyor değilim.

Ve Los Alamos. Hikayenin bel kemiği. Oppenheimer tarafından kurulan kent. Orada yaşananları da görmeli tabii.

Filmden parça parça sahneleri anlatmaya çalıştım ama bundan daha fazlası olduğuna inanın. Güçlünün haklı olduğu düşüncesi ile her şeyi yaptığı yeryüzünün, kusacak olsa, ne çok kiri olduğunu bir defa daha hatırlattı bu film bana. Ve kapitalizmin acımasızlığını...

Ana temanın savaş değil de beklemediğiniz bir şey olacağını söyleyeyim mi son olarak? Savaş zaten bütün kötülüğü ile kendini hissettiriyor. Ama ondan da öte bulacağınız birçok şey için kendinize bir ayrıcalık tanıyıp 3 saatinizi ayırın diyorum.

Ben etkisinden çıkamadığım için nasıl yazdım bilmiyorum. Yine de herkes görsün istiyorum.

Akıl, güç ve insan. 3'ü bir araya gelince bir de "kin" eklenince üstüne neler oluyor bir görün.

Sürprizlere de hazır olun.

İzleyen herkesten yorumlarını beklerim.

İzlemeyenlere de şimdiden iyi seyirler.

Züleyha Gülveren

18 Ağustos 2023 Cuma

Kirpi İkilemi

Zaman zaman insan ilişkilerinde tıkandığım ve dünyaya küstüğüm olur.

Kendimi yetersiz hissettiğim dönemlerdir bunlar.

İnsan ilişkilerinde "denge"nin neden önemli olduğunu öğrenmem için, ders niteliğinde, 

tecrübelerle hayatıma dokunan zamanlar olur daha çok onlar.

Bugün o anlardan birindeyim. Hatalı olduğumu bilerek ve devam etme gücümü de bulmak

adına yine bahsetmek istediğim bir metafor ile sizlerle birlikteyim.

Schopenhauer'in bir metaforu vardır. Sosyal medyada sıklıkla okuduğumuz için hepimiz 

ezberledik. Ama doğrudur da. Freud dedemiz de kullanmış onu hatta. Ne olduğunu bilenler

anladı. Biraz hayatımı o moda sokma zamanım geldiğini anlamış olarak yazıyorum 

ben de bu satırları:

Kirpiler kışın soğuktan korunmak için, birbirlerine sokulan canlılar. 

Sokuldukları zaman ısınsalar da dikenleri yüzünden birbirilerinin canını yakıyorlar. 

O batma sonrası, birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Tekrar üşümeye başlıyorlar. 

Tekrar yaklaşıyorlar, tekrar uzaklaşıyorlar.

Taa ki ideal yakınlığı bulup, kendilerini korumaya alana kadar. 

O dans ne kadar uzun sürerse sürsün, birbirleriyle aralarında olması 

gereken mesafeyi tanımladığı için, çok kıymetli.

Schopenhauer o mesafenin ve o yakınlaşıp uzaklaşmanın insan ilişkilerinde de olduğunu 

söylüyor. Yakınlık dengesini tutturamadığımız zaman, yaralanıyoruz, canımız acıyor, sonra

uzaklaşıyor, yalnız kalıyor, sonra yeniden yakınlaşma ihtiyacı duyuyoruz. O yara almayacak

mesafeyi öğrenmemiz için yıllar geçmesi gerekiyor. Genelde yıllarımızı veriyoruz diyelim 

ya da. Ben de yine yara aldığım bir dönemden yazıyorum bu satırları aslında.

Bir değişim dönemindeyim. Bir tanımlayamadığım kadar değer verdiğim geçiş yaşıyorum, 

bu geçişi yaşarken etrafımdaki insanlarla iletişimim, bir sınav misali beni zorluyor.

Biraz uzaklaşmak, biraz sessiz kalmak, biraz yalnızlaşmak gerekecek yine belki de.

İnsan herkesi kendi gibi zannedip de yanılıyor ama kendi gibi olmanın ne kadar kıymetli

olduğunu asla anlamıyor galiba.

Kültürümüzde yer edinmiş bir kalıp da bizi yıkıyor zannederim.

Çok muhabbet tez ayrılık getirir.

Ne çok öğrenilmişliğimiz var.

Bugün bu yazıyı kendim için kaleme alsam da, hepinize ders olsun niteliğinde bir uyarım

var.

Siz neyseniz, o'sunuz! Kimseye kendinizi kanıtlamak ya da beğendirmek 

zorunda değilsiniz.

İnsanların düşünceleri, onların yetişme şekilleri, kültürel ortamları, 

bakış açıları ile belirlenmiş. 

Siz de olduğu gibi.

Bırakın her şey olduğu gibi kalsın.

Bugün böyle olsun. Kirpi üşüyene kadar geri çekilsin bakalım.

Sevgiler.

Züleyha Gülveren

Merhaba 2024

Herkese merhaba, Yıl 2024. 14 Ocak günü akşam saatlerinden selamlar. Herkesin artık kendi sayfalarını açıp oralardan paylaşım yaptığı zamanl...