Selamlar dostlar.
Atom Bombası ve ahlaki tartışmasını yapmaya gelmedim. Onu atıldığından beridir dünya tartışıyor zaten. Christopher Nolan ve son filmi Oppenheimer'ı seyrettim. Onun üzerine konuşmak hatta çok tartışılan sahnelerinden yola çıkarak aşk üzerine belki tartışmak için geldim. Bir de kuantum fiziği var tabi.
Akıl, ne kadar tehlikeli aslında. Fazlasından bahsediyorum. Dünyada kimsenin görmediğini görecek kadar derin bir görüye sahip olacaksın ve bununla imkansızı başardığın bir silah üreteceksin. Ürettiğin silahın kullanım şeklinde söz sahibi olmayacaksın ama o silahla yüzbinlerce insan ölmüş olacak. Ve hatta o silahtan bağımsız da seni seven bir kadının ölümüne sebep olacaksın.
Beni tanıyanların bildiği bir şeyle başlayayım önce. Robert Downey Jr'a tam 24 yıl olmuş, hayranım. Film çekimine başladığı zamanlarda, ondan sebeple dikkatimi çekmişti. Temmuz'dan beridir gitmeyi düşünüyordum. Ki Pandemi öncesinden beridir sinemaya gitmiyorum. Ağustos sonuna gelince görmek kısmet oldu. O da bir arkadaşım sayesinde.
Hikaye Atom Bombasının babası Robert Oppenheimer'in hikayesini anlatıyor. Üst düzey bürokrat Lewis Strauss ile tanıştıktan sona ona tanınan imkanlar, büyük bir ekiple beraber kurduğu Los Alamos'taki yaşam. Ürettikleri bomba ve bombanın kullanımı ile yaşananları anlatıyor. Benim için sürpriz olan şey Robert ile durumları oldu. Film ikisinin üstüne aslında. Özellikle son sahnesi ile resmen içime oturdu. İzleyenler de ne demek istediğimi bilirler.
Amerika'nın dünya üzerinde söz hakkı olduğunu düşünecek kadar güce sahip olması ve yüzyıldır yaptıkları zaten aşikar. Ki Atom Bombası da bence büyük bir utanç. Bu bombayı Einstein'ı modası geçmiş gören bir bilim adamının yapmış olması da akıl karıştırıcı.
Beni etkileyen çok sahne var ama, spoiler vermemek ve biraz da merak uyandırmak adına Robert Oppenheimer ve Jean Tatlock arasında gelişen aşka vurgu yapmak istiyorum. Zira onların sahneleri yüzünden film bazı ülkelerde yasaklanmış.
Jean Komünist Parti üyesi aktif bir kadın. Robert ile bir partide tanışıyor ve birbirlerinin çekimine kapılıyorlar. Robert gibi bir zekayı kendi tarafına çekmek isterken ona aşık oluyor ve toksik bir ilişkiye çekiliyorlar. Ne birlikte ne de ayrı yani. Onların arasında gelgitler sürerken, Robert evli bir kadın da olan Kitty'ye kapılıyor, birliktelikleri üstüne Kitty'nin ayrılığı ve evlilikle taçlanıyor. Jean ise hala aynı yerde. 2 kadın arasında kalan bir bilim adamının psikolojik sağlığının iyi olduğu da tartışmalı bir konu bence.
Yalnız söylemeden edemeyeceğim, filmi yasaklatan o sahnelerin oldukça etkileyici olduğunu itiraf etmeliyim. Nolan inanılmaz bir atmosfer yaratmış ikisi arasında.
İletişim, iletişim, iletişim. Kadın erkek ilişkilerini yürüten ya da durduran en güçlü anahtar da o. Jean ne istediğini tam olarak ifade etseydi Robert ile evlenen o mu olurdu merak etmiyor değilim.
Ve Los Alamos. Hikayenin bel kemiği. Oppenheimer tarafından kurulan kent. Orada yaşananları da görmeli tabii.
Filmden parça parça sahneleri anlatmaya çalıştım ama bundan daha fazlası olduğuna inanın. Güçlünün haklı olduğu düşüncesi ile her şeyi yaptığı yeryüzünün, kusacak olsa, ne çok kiri olduğunu bir defa daha hatırlattı bu film bana. Ve kapitalizmin acımasızlığını...
Ana temanın savaş değil de beklemediğiniz bir şey olacağını söyleyeyim mi son olarak? Savaş zaten bütün kötülüğü ile kendini hissettiriyor. Ama ondan da öte bulacağınız birçok şey için kendinize bir ayrıcalık tanıyıp 3 saatinizi ayırın diyorum.
Ben etkisinden çıkamadığım için nasıl yazdım bilmiyorum. Yine de herkes görsün istiyorum.
Akıl, güç ve insan. 3'ü bir araya gelince bir de "kin" eklenince üstüne neler oluyor bir görün.
Sürprizlere de hazır olun.
İzleyen herkesten yorumlarını beklerim.
İzlemeyenlere de şimdiden iyi seyirler.
Züleyha Gülveren

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder