27 Ağustos 2023 Pazar

Atomik Alışkanlıklar


James Clear, lisede geçidiği bir kaza sonrası, hayatında en çok sevdiği beyzbol da profesyonelleşme şansını kaçırır ya da bunun için geç kalır, sonra alışkanlıklarını ve kararlarını küçük küçük değiştirerek hayatının kontrolünü ele alır. Düzenli olarak yazdığı yazılarla da gün gelir bu değişimi insanlara anlatan, güçlü bir eğitmen olur. Atomik Alışkanlıklar da bu sürecin eseri olan önemli bir çalışmadır.

Herkese merhaba,

Kitabı tanıtmak için kısa bir özet geçmek istedim öncelikle. Fotoğrafı internette buldum. Uzun bir süre Atomik Alışkanlıklar elimde gezdi. Geçtiğimiz günlerde bana çok iyi gelen bir alışkanlığı toksik hale getirme riski yaşayınca, bazı şeyleri biraz azaltmam ve sabırlı olmam gerektiğine karar verip, bu kitabı okumaya odaklanarak bitirdim. Aslında bir "sorun yok" sözü duysam rahatlarım da. Onun da zamanı var tabi.

Kitap ne anlatıyor derseniz, şöyle tarif edebilirim.

Tabi ki hepimizin alışkanlıklarına odaklanıyor. Hayatımızdan çıkarmamız gereken alışkanlıkları ve hayatımıza dahil etmemiz gerekenleri fark etmemiz için aslında bize bir ayna tutuyor. Sabah erken kalkıp yürüyemiyorum diyorsanız, kilo veremiyorum endişesi taşıyorsanız, öfke, kaygı kontrolü sağlamıyor, istediklerinizi elde edecek gücü kendinizde bulamıyorsanız, bu kitap size iyi gelecektir eminim.

Koçluk eğitimi aldığım zamanlarda alışkanlık yönetiminin ne kadar önemli olduğunu anlatan birçok örnek dinlemiştim. Alışkanlıkları değiştirmenin hayatı değiştirdiğini öğrenmeme vesile olmuştu bu durum da. O yüzden okumanızı ısrarla tavsiye ediyorum aslında.

Kitaplar çok pahalı, alamam diyenlere tek bir sözüm olacak. Harcama alışkanlıklarınızda değişikliğe giderseniz, her şey mümkün. Her ortamda!

Kitaptan çıkarabilecek belli başlı noktaları ekleyerek devam edeyim:

1. Atomik Alışkanlıkların Gücü: Kitap, büyük hedefleri küçük adımlara bölmeyi vurgular. Bu adımlar "atomik alışkanlıklar" olarak adlandırılır. Küçük ve sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturarak büyük değişimler elde etmenin mümkün olduğunu savunur.

2. Alışkanlık Döngüsü: Alışkanlık oluşturmanın temelini "Alışkanlık Döngüsü" oluşturur. Bu döngü tetikleyici, alışkanlık ve ödül aşamalarından oluşur. Tetikleyici alışkanlığı başlatan durumu temsil eder. Alışkanlık aşamasında istenilen davranış gerçekleştirilir. Ardından, bu davranıştan elde edilen ödül, alışkanlığın pekişmesini sağlar.

3. Küçük Değişimlerin Büyük Etkisi: Kitap, her gün küçük bir adım atmanın uzun vadede büyük değişimlere yol açabileceğini anlatır. Örneğin, günde sadece birkaç dakika egzersiz yapmak veya bir sayfa kitap okumak, zaman içinde büyük ilerlemelere dönüşebilir.

4. Çevresel Etki: Çevresel faktörlerin alışkanlıklarımızı şekillendirmedeki önemine odaklanır. Çevremizi düzenleyerek istenmeyen alışkanlıkları engelleyebilir ve olumlu alışkanlıkları teşvik edebiliriz.

5. Araştırmalara Dayalı Yaklaşım: Kitap, psikoloji ve nöro bilim alanındaki araştırmalara dayalı olarak alışkanlıkların nasıl oluştuğunu ve nasıl değiştirilebileceğini ele alır.

Değişime okuyarak başlanır. Yeter ki merakınız olsun. Hayatımda yer edinen birçok alışkanlıkta küçük adımların etkisini gören birisi olarak, sizin için de değişim mümkün diyorum. Bu kitabı, vakit kaybetmeden edinip okumalısınız. Herkese şimdiden iyi okumalar dilerim!


Züleyha Gülveren



Oppenheimer













Selamlar dostlar.


Atom Bombası ve ahlaki tartışmasını yapmaya gelmedim. Onu atıldığından beridir dünya tartışıyor zaten. Christopher Nolan ve son filmi Oppenheimer'ı seyrettim. Onun üzerine konuşmak hatta çok tartışılan sahnelerinden yola çıkarak aşk üzerine belki tartışmak için geldim. Bir de kuantum fiziği var tabi.

Akıl, ne kadar tehlikeli aslında. Fazlasından bahsediyorum. Dünyada kimsenin görmediğini görecek kadar derin bir görüye sahip olacaksın ve bununla imkansızı başardığın bir silah üreteceksin. Ürettiğin silahın kullanım şeklinde söz sahibi olmayacaksın ama o silahla yüzbinlerce insan ölmüş olacak. Ve hatta o silahtan bağımsız da seni seven bir kadının ölümüne sebep olacaksın.

Beni tanıyanların bildiği bir şeyle başlayayım önce. Robert Downey Jr'a tam 24 yıl olmuş, hayranım. Film çekimine başladığı zamanlarda, ondan sebeple dikkatimi çekmişti. Temmuz'dan beridir gitmeyi düşünüyordum. Ki Pandemi öncesinden beridir sinemaya gitmiyorum. Ağustos sonuna gelince görmek kısmet oldu. O da bir arkadaşım sayesinde.

Hikaye Atom Bombasının babası Robert Oppenheimer'in hikayesini anlatıyor. Üst düzey bürokrat Lewis Strauss ile tanıştıktan sona ona tanınan imkanlar, büyük bir ekiple beraber kurduğu Los Alamos'taki yaşam. Ürettikleri bomba ve bombanın kullanımı ile yaşananları anlatıyor. Benim için sürpriz olan şey Robert ile durumları oldu. Film ikisinin üstüne aslında. Özellikle son sahnesi ile resmen içime oturdu. İzleyenler de ne demek istediğimi bilirler.

Amerika'nın dünya üzerinde söz hakkı olduğunu düşünecek kadar güce sahip olması ve yüzyıldır yaptıkları zaten aşikar. Ki Atom Bombası da bence büyük bir utanç. Bu bombayı Einstein'ı modası geçmiş gören bir bilim adamının yapmış olması da akıl karıştırıcı.

Beni etkileyen çok sahne var ama, spoiler vermemek ve biraz da merak uyandırmak adına Robert Oppenheimer ve Jean Tatlock arasında gelişen aşka vurgu yapmak istiyorum. Zira onların sahneleri yüzünden film bazı ülkelerde yasaklanmış.

Jean Komünist Parti üyesi aktif bir kadın. Robert ile bir partide tanışıyor ve birbirlerinin çekimine kapılıyorlar. Robert gibi bir zekayı kendi tarafına çekmek isterken ona aşık oluyor ve toksik bir ilişkiye çekiliyorlar. Ne birlikte ne de ayrı yani. Onların arasında gelgitler sürerken, Robert evli bir kadın da olan Kitty'ye kapılıyor, birliktelikleri üstüne Kitty'nin ayrılığı ve evlilikle taçlanıyor. Jean ise hala aynı yerde. 2 kadın arasında kalan bir bilim adamının psikolojik sağlığının iyi olduğu da tartışmalı bir konu bence.

Yalnız söylemeden edemeyeceğim, filmi yasaklatan o sahnelerin oldukça etkileyici olduğunu itiraf etmeliyim. Nolan inanılmaz bir atmosfer yaratmış ikisi arasında.

İletişim, iletişim, iletişim. Kadın erkek ilişkilerini yürüten ya da durduran en güçlü anahtar da o. Jean ne istediğini tam olarak ifade etseydi Robert ile evlenen o mu olurdu merak etmiyor değilim.

Ve Los Alamos. Hikayenin bel kemiği. Oppenheimer tarafından kurulan kent. Orada yaşananları da görmeli tabii.

Filmden parça parça sahneleri anlatmaya çalıştım ama bundan daha fazlası olduğuna inanın. Güçlünün haklı olduğu düşüncesi ile her şeyi yaptığı yeryüzünün, kusacak olsa, ne çok kiri olduğunu bir defa daha hatırlattı bu film bana. Ve kapitalizmin acımasızlığını...

Ana temanın savaş değil de beklemediğiniz bir şey olacağını söyleyeyim mi son olarak? Savaş zaten bütün kötülüğü ile kendini hissettiriyor. Ama ondan da öte bulacağınız birçok şey için kendinize bir ayrıcalık tanıyıp 3 saatinizi ayırın diyorum.

Ben etkisinden çıkamadığım için nasıl yazdım bilmiyorum. Yine de herkes görsün istiyorum.

Akıl, güç ve insan. 3'ü bir araya gelince bir de "kin" eklenince üstüne neler oluyor bir görün.

Sürprizlere de hazır olun.

İzleyen herkesten yorumlarını beklerim.

İzlemeyenlere de şimdiden iyi seyirler.

Züleyha Gülveren

18 Ağustos 2023 Cuma

Kirpi İkilemi

Zaman zaman insan ilişkilerinde tıkandığım ve dünyaya küstüğüm olur.

Kendimi yetersiz hissettiğim dönemlerdir bunlar.

İnsan ilişkilerinde "denge"nin neden önemli olduğunu öğrenmem için, ders niteliğinde, 

tecrübelerle hayatıma dokunan zamanlar olur daha çok onlar.

Bugün o anlardan birindeyim. Hatalı olduğumu bilerek ve devam etme gücümü de bulmak

adına yine bahsetmek istediğim bir metafor ile sizlerle birlikteyim.

Schopenhauer'in bir metaforu vardır. Sosyal medyada sıklıkla okuduğumuz için hepimiz 

ezberledik. Ama doğrudur da. Freud dedemiz de kullanmış onu hatta. Ne olduğunu bilenler

anladı. Biraz hayatımı o moda sokma zamanım geldiğini anlamış olarak yazıyorum 

ben de bu satırları:

Kirpiler kışın soğuktan korunmak için, birbirlerine sokulan canlılar. 

Sokuldukları zaman ısınsalar da dikenleri yüzünden birbirilerinin canını yakıyorlar. 

O batma sonrası, birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Tekrar üşümeye başlıyorlar. 

Tekrar yaklaşıyorlar, tekrar uzaklaşıyorlar.

Taa ki ideal yakınlığı bulup, kendilerini korumaya alana kadar. 

O dans ne kadar uzun sürerse sürsün, birbirleriyle aralarında olması 

gereken mesafeyi tanımladığı için, çok kıymetli.

Schopenhauer o mesafenin ve o yakınlaşıp uzaklaşmanın insan ilişkilerinde de olduğunu 

söylüyor. Yakınlık dengesini tutturamadığımız zaman, yaralanıyoruz, canımız acıyor, sonra

uzaklaşıyor, yalnız kalıyor, sonra yeniden yakınlaşma ihtiyacı duyuyoruz. O yara almayacak

mesafeyi öğrenmemiz için yıllar geçmesi gerekiyor. Genelde yıllarımızı veriyoruz diyelim 

ya da. Ben de yine yara aldığım bir dönemden yazıyorum bu satırları aslında.

Bir değişim dönemindeyim. Bir tanımlayamadığım kadar değer verdiğim geçiş yaşıyorum, 

bu geçişi yaşarken etrafımdaki insanlarla iletişimim, bir sınav misali beni zorluyor.

Biraz uzaklaşmak, biraz sessiz kalmak, biraz yalnızlaşmak gerekecek yine belki de.

İnsan herkesi kendi gibi zannedip de yanılıyor ama kendi gibi olmanın ne kadar kıymetli

olduğunu asla anlamıyor galiba.

Kültürümüzde yer edinmiş bir kalıp da bizi yıkıyor zannederim.

Çok muhabbet tez ayrılık getirir.

Ne çok öğrenilmişliğimiz var.

Bugün bu yazıyı kendim için kaleme alsam da, hepinize ders olsun niteliğinde bir uyarım

var.

Siz neyseniz, o'sunuz! Kimseye kendinizi kanıtlamak ya da beğendirmek 

zorunda değilsiniz.

İnsanların düşünceleri, onların yetişme şekilleri, kültürel ortamları, 

bakış açıları ile belirlenmiş. 

Siz de olduğu gibi.

Bırakın her şey olduğu gibi kalsın.

Bugün böyle olsun. Kirpi üşüyene kadar geri çekilsin bakalım.

Sevgiler.

Züleyha Gülveren

8 Ağustos 2023 Salı

Bilinçaltının Gücü "Joseph Murphy"


Merhaba dostlar,

Ağustos 2023'ün ilk yazısı ve biten ilk kitabı ile karşınızdayım. İddialı bir içerik. Konuya hakim olmayanlar için söylüyorum, yaşadıklarınızı değiştirmeye inancınız dahi yoksa, kitabı mış olmak için okumayın. Kesinlikle emek istiyor çünkü, okumak ve uygulamak için!

"Düşüncelerinizi değiştirirseniz, kaderinizi de değiştirirsiniz!"

İddialı bir başlangıç kapak için değil mi?

Bilinçaltının Gücü alanının kült kitaplarından. Son zamanlarda bir duygu süngeri olup, dışarıdan çok etkilendiğim için, olmasını istediğim bir süreci sağlıklı bir şekilde, yönetememeye başladım. Aşırı heyecan ve doğru tepkinin ne olduğunu bilmemek beni zorluyordu. Bir "yaşam koçu" olsam ve derinlikli eğitimler almış olsam da, bu kısır döngü beni zorluyor, çıkış yolunu göremeyecekmişim ve söylendiği gibi başarısız olacakmışım hissine kapılmama yol açıyordu.

Öncelikle şunu söyleyeyim, kitapla bunu onayladım elbette, değişimin gücü sizin elinizde. Bir kitap ya da dışarıdan gelen bir olay bunun tetikleyicisi olamaz. Olsa bile değişimi sürdürülebilir kılacak olan, sizin ona olan inancınızdır.

İnsanlar arasındaki derin farkların altında "bilinçaltının gücü" olduğunu anlatır kitap. Olaya ya da kişiye doğru bakmadıkça, olumsuz olandan kurtulamayacağınızı söyler. Size değersizlik öğretildiyse mesela, bunun değişebileceğini de iddia eder. İçimizdeki o gizil gücün, doğru ifadelerle uyandırılabileceğini anlatır ve bunu anlatırken de belli başlı başlıklarla, nasıl yapılacağını açıklar.

Umutsuz olduğunuz bir konuyu düşünün. Hatta korkularınız olan bir konu. Yüzememeniz gibi. Yüzme korkusunu neyin yarattığını bilir, o korku üzerine gitmeden çözülmez der, üzerine gitmek için de olumlama, imgeleme, çözüm odaklı olma gibi yollar sunar.

Toplumsal olarak alıştırıldığımız kavramların altında yatan korkuların yersiz olduğunu ve onlar yerine hayatı seçtiğinizi hayal edin. Ben şu an öyle yapıyorum. Henüz, uykuya dalarken ya da uyandığımda belli başlı cümleleri tekrar etme ve inancımı geliştirme konusunda disipline olmadım ama "elalem ne der?" canavarı başta olmak üzere, beni korkuya iten sebeplerle savaşma kararı alarak bu kitabı okumaya zaman yarattım. Bir kaç defa daha okumam gerekiyormuş. Bakalım doğru zamanı nasıl bulacağım?

Girişten bir alıntı ile bu kitabın neden önemli olduğunu paylaşmak istiyorum:

"Bu kitabı benzerlerinden farklı kılan özellik, son derece pratik olmasıdır. Burada kolaylıkla hayata geçirebileceğiniz teknikler ve formüller bulacaksınız. Ben bu basit süreçleri, dünyanın dört bir yanındaki insanlara öğrettim.

Bu kitapta arzu ettiğiniz şeylere karşın neden arzu etmediğiniz şeylerle karşılaştığınızı öğreneceksiniz. Dünyanın farklı yerlerindeki pek çok kişi bana binlerce kez, "Neden hep çok istediğim halde, bir yanıt alamıyorum?" sorusunu yöneltmiştir. Bu kitapta, bu yaygın şikayetlerin nedenlerini bulacaksınız. Bilinçaltı zihninizi etkilemenin birçok yolunu ce doğru yanıtları bulmanız, bu kitabı son derece değerli kılmakta ve ona zor zamanlarda imdadınıza yetişecek bir yardımcı haline getirmektedir."

Yazar Joseph Murphy' nin kitap hakkında yazdığı şu kısacık not bile bu kitabı neden başucu kitabı haline getirmemiz gerektiğini göstermektedir. Tabii ki bana göre.

Daha önce tecrübe etmediğim bir iletişim türünü, derin ve sürdürülebilir hale getirmek istediğimi fark ettiğim son dönemlerde, heyecanımı yansıtmaktan kaynaklanan bir iletişimsizlik çemberi içinde kaldım ve olumsuzluk alışkanlığım haline dönüştü. Halbuki sabır, sevgi ve çaba her şeyi yoluna sokabilir. Bunu öğrenmek ve kendime öğretmek için yaptığım araştırmalar beni bilinçaltı ile tanıştırdı. Bu kitap oldukça öğretici ve besleyici içeriği ile aydınlatıcı oldu.

Yanlış hatırlamıyorsam, Joseph Murphy bir rahip. Onun bakışı ile bilimsel verilerin de ışığın da bilinçaltını öğrenmek ve belli uygulamaları hayatına dahil etmek isteyen, bütün değişim gönüllülerine bu kitap tavsiyemdir.

Bir de unutmayın, hepiniz çok değerlisiniz! 

Şimdiden, henüz kitabı okumamış dostlar öncelikle, sonra tekrar okuyacak olanlara, iyi okumalar dilerim. 

Züleyha 

Merhaba 2024

Herkese merhaba, Yıl 2024. 14 Ocak günü akşam saatlerinden selamlar. Herkesin artık kendi sayfalarını açıp oralardan paylaşım yaptığı zamanl...