Bir hatırlatma yazısı bu. Severek yaptığım bir okumanın yazısı.
Kitabı geçtiğimiz yıl okumuştum aslında.
Ama yazısını sizler için tekrar paylaşıyorum. Bakalım bu kitapla kimlere dokunacağız;
“Genetik bir aykırılık yüzünden erkeklerin
nesli tükenmiş ve Doğa Ana modern dünyayı yerle bir etmişti. Bu kıyamet sonrası
dünyada hayatta kalmayı başaran kadınlar önce kendilerini sonra da toplumu
küllerinden doğuracaklardı. Çoktan tarihe gömülmüş güç sembolleri, hadsiz espriler
ve yüzyıllardır süregelen beklentiler ortadan kalktığında birlik olmak o kadar
da zor değildi.”
Merhaba sevgili dostlar.
Sizlere ilginç ve bir o kadar da düşündürücü
bir kitapla geldim. Bir düşünün. Bir gün erkeklerin nesli genetik bir aykırılık
yüzünden tükense, senaryo o ya, kıyamet kopsa ve yeryüzünde kadınlar kalsa ne
olurdu?
Tartışılan ve tartışılacak bir senaryo.
Eminim ciddiye alınacak kadar önemli araştırmalara da konu olmuştur. Toplumsal
Cinsiyet tartışmaları çerçevesinde Sosyal Bilimlerin, Genetik Bilimlerin daha
birçok bilim dalının da araştırmalarla bu soruya cevap aradığına eminim. Dini
olarak su götürmez bir ret yiyecektir. Çünkü ikili olana alışmış bir sistem
için tekil olanı kabul etmek, elbette ki kolay olmadı, olmayacaktır da. Benim
bu yazıyı kaleme alırken ki amacım asla o tartışmaları körüklemek değil, bu
fikri çizgi roman formatında ele almış olan bir kitaptan bahsetmek.
Aminder Dhaliwal’in kaleminden çıkmış bu
kitapta, bir doktor, erkeklerin sayısının azaldığını ve sonra yok olduğunu araştırmalarında
görüyor. Ama bu araştırmaları kimseye kabul ettiremediği için, kaçınılmaz olana
engel olamıyor. Erkekler bir anda ortadan kaybolduğunda yeryüzünde kalan
kadınlar, yeni baştan birlik olmayı öğrenerek bir dünya kuruyorlar. Hikâye o
ya, erkek olmadığı için, her konuda tek bir ilişki içerisindeler. Kalanların
ülke bayrakları bile çok komik bir temele dayanmış, Beyonce’un bir parçası.
Hepsi birlik olunca Beyonce ortaya çıkıyor diyebilirim. Kendi yüzüğünü kendi
takabilecek güçlü kadını temsil etmesi, yaptığı şarkı nedeniyle, kıyamet
sonrasına kadar etki ediyor.
Kimseyi yargılamamak gerektiğine inandığım
için, tek eşliliği tam olarak anlayamamış olsam da kitap boyunca, aralarındaki
her şeyin günlük yaşantımızda olduğunu görmek ve ilişkilerin sağlıklı yollarla
yürütülmesinin yolunun da “iletişim” den geçtiğini anlattığını hissetmek,
istemsizce gülümsememe sebep oluyor.
Birbirini bütünlemesi gereken parçaların
birisi yok olduğunda diğerinin yok olmayışı, bir ironi.
Yapılmak istenen şey çok ince ama.
Kadınların birlik olması ve sevgiyi
çoğaltması insana etkilerinin ne kadar güçlü olduğunu hatırlatıyor.
Ama unuttuğumuz bir şey var.
Dünyada savaşları kadınlar çıkarmasa da,
güç gösterisi peşinde olmadıkları için, kadınların kadınlara yaptıklarını
gördükçe, öyle bir dünyada, o kadar iyimser olabileceklerine inanmıyorum. Zaten
yazar da inanmamış olacak ki, kitabın sonunda, kadınları örümceklerle
savaştırıyor.
İki kadın arasındaki ilişki bittiği zaman,
yeniden bir araya gelme süreçleri bile insana ne farkı var sorusunu sordurmuyor
değil.
Toplumsal Cinsiyet adına güzel bir çalışma
olmuş ama.
En sevdiğim şey de espri yapmayı
öğrenmeleri.
Mesela size bir soru:
“Nasıl hissediyorsun?” sorusuna verdiğimiz
cevap genelde ne olur?
Kitapta hastasına soru yönelten doktorun
aldığı cevap, erkek mizahını çok güzel gözler önüne koyuyor.
“Dokunarak” J
Özetle. Kendi dönemleri de dâhil olmak
üzere, kıyaslayacakları erkekler olmadığı için, doğalarını anlamaya çalışmaları
ve birlik olmayı öğrenmeleri için, kadınların yapabileceklerini düşünme fırsatı
sunmuş.
Etrafınıza bir dönüp bakın. Her şey erkek
diliyle oluşturulmuş aslında.
Para, savaş, güç, hastalık, aşk, ne
isterseniz.
Bunlar sosyolojideki “kurumlar”. Kurumların
değişim ve dönüşümü ne yaratabilir en fazla diyorsanız bu kitabı okuyun.
Ama böyle bir senaryo size ters geliyorsa,
okumayın.
Bazı tartışmaların son bulması ve herkese
soru sordurması adına bu kitabın okunmasını, ısrarla öneriyorum.
Yabancı yayınlarından çıkmış olan “Kadınlar
Âlemi” okunmalı, üzerine tartışılmalı dediğim bir kitap.
Bu yıl yavaş okuyor olsam da okuduklarım
bende hep bir pencere açıyor.
“Ne olursan ol yine gel!” diyen Mevlana Hz. anlamak için bir sebep daha buldum desem.
Onun her şeyi kucaklayan bakışına sahip
olup anlama çabası gösterdiğimiz yarınlar dileğiyle.
Sevgiler.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder