24 Ocak 2023 Salı

Kadınlar Alemi, Aminder Dhaliwal


Bir hatırlatma yazısı bu. Severek yaptığım bir okumanın yazısı.

Kitabı geçtiğimiz yıl okumuştum aslında.

Ama yazısını sizler için tekrar paylaşıyorum. Bakalım bu kitapla kimlere dokunacağız;

“Genetik bir aykırılık yüzünden erkeklerin nesli tükenmiş ve Doğa Ana modern dünyayı yerle bir etmişti. Bu kıyamet sonrası dünyada hayatta kalmayı başaran kadınlar önce kendilerini sonra da toplumu küllerinden doğuracaklardı. Çoktan tarihe gömülmüş güç sembolleri, hadsiz espriler ve yüzyıllardır süregelen beklentiler ortadan kalktığında birlik olmak o kadar da zor değildi.”

Merhaba sevgili dostlar.

Sizlere ilginç ve bir o kadar da düşündürücü bir kitapla geldim. Bir düşünün. Bir gün erkeklerin nesli genetik bir aykırılık yüzünden tükense, senaryo o ya, kıyamet kopsa ve yeryüzünde kadınlar kalsa ne olurdu?

Tartışılan ve tartışılacak bir senaryo. Eminim ciddiye alınacak kadar önemli araştırmalara da konu olmuştur. Toplumsal Cinsiyet tartışmaları çerçevesinde Sosyal Bilimlerin, Genetik Bilimlerin daha birçok bilim dalının da araştırmalarla bu soruya cevap aradığına eminim. Dini olarak su götürmez bir ret yiyecektir. Çünkü ikili olana alışmış bir sistem için tekil olanı kabul etmek, elbette ki kolay olmadı, olmayacaktır da. Benim bu yazıyı kaleme alırken ki amacım asla o tartışmaları körüklemek değil, bu fikri çizgi roman formatında ele almış olan bir kitaptan bahsetmek.

Aminder Dhaliwal’in kaleminden çıkmış bu kitapta, bir doktor, erkeklerin sayısının azaldığını ve sonra yok olduğunu araştırmalarında görüyor. Ama bu araştırmaları kimseye kabul ettiremediği için, kaçınılmaz olana engel olamıyor. Erkekler bir anda ortadan kaybolduğunda yeryüzünde kalan kadınlar, yeni baştan birlik olmayı öğrenerek bir dünya kuruyorlar. Hikâye o ya, erkek olmadığı için, her konuda tek bir ilişki içerisindeler. Kalanların ülke bayrakları bile çok komik bir temele dayanmış, Beyonce’un bir parçası. Hepsi birlik olunca Beyonce ortaya çıkıyor diyebilirim. Kendi yüzüğünü kendi takabilecek güçlü kadını temsil etmesi, yaptığı şarkı nedeniyle, kıyamet sonrasına kadar etki ediyor.

Kimseyi yargılamamak gerektiğine inandığım için, tek eşliliği tam olarak anlayamamış olsam da kitap boyunca, aralarındaki her şeyin günlük yaşantımızda olduğunu görmek ve ilişkilerin sağlıklı yollarla yürütülmesinin yolunun da “iletişim” den geçtiğini anlattığını hissetmek, istemsizce gülümsememe sebep oluyor.

Birbirini bütünlemesi gereken parçaların birisi yok olduğunda diğerinin yok olmayışı, bir ironi.

Yapılmak istenen şey çok ince ama.

Kadınların birlik olması ve sevgiyi çoğaltması insana etkilerinin ne kadar güçlü olduğunu hatırlatıyor.

Ama unuttuğumuz bir şey var.

Dünyada savaşları kadınlar çıkarmasa da, güç gösterisi peşinde olmadıkları için, kadınların kadınlara yaptıklarını gördükçe, öyle bir dünyada, o kadar iyimser olabileceklerine inanmıyorum. Zaten yazar da inanmamış olacak ki, kitabın sonunda, kadınları örümceklerle savaştırıyor.

İki kadın arasındaki ilişki bittiği zaman, yeniden bir araya gelme süreçleri bile insana ne farkı var sorusunu sordurmuyor değil.

Toplumsal Cinsiyet adına güzel bir çalışma olmuş ama.

En sevdiğim şey de espri yapmayı öğrenmeleri.

Mesela size bir soru:

“Nasıl hissediyorsun?” sorusuna verdiğimiz cevap genelde ne olur?

Kitapta hastasına soru yönelten doktorun aldığı cevap, erkek mizahını çok güzel gözler önüne koyuyor.

“Dokunarak” J

Özetle. Kendi dönemleri de dâhil olmak üzere, kıyaslayacakları erkekler olmadığı için, doğalarını anlamaya çalışmaları ve birlik olmayı öğrenmeleri için, kadınların yapabileceklerini düşünme fırsatı sunmuş.

Etrafınıza bir dönüp bakın. Her şey erkek diliyle oluşturulmuş aslında.

Para, savaş, güç, hastalık, aşk, ne isterseniz.

Bunlar sosyolojideki “kurumlar”. Kurumların değişim ve dönüşümü ne yaratabilir en fazla diyorsanız bu kitabı okuyun.

Ama böyle bir senaryo size ters geliyorsa, okumayın.

Bazı tartışmaların son bulması ve herkese soru sordurması adına bu kitabın okunmasını, ısrarla öneriyorum.

Yabancı yayınlarından çıkmış olan “Kadınlar Âlemi” okunmalı, üzerine tartışılmalı dediğim bir kitap.

Bu yıl yavaş okuyor olsam da okuduklarım bende hep bir pencere açıyor.

“Ne olursan ol yine gel!” diyen Mevlana Hz. anlamak için bir sebep daha buldum desem.

Onun her şeyi kucaklayan bakışına sahip olup anlama çabası gösterdiğimiz yarınlar dileğiyle.

Sevgiler.  

21 Ocak 2023 Cumartesi

2023 ve Kirpi İkilemi


21.01.2023/Cumartesi.

Yeni yılın ilk ayına veda etmek üzereyken bir sesleneyim istedim sizlere.

2022 nasıldı? Bu soruya hala cevap arayan var mı?

Kişisel gelişim yolcuğumda benim ilk adımı atma sebebim insan ilişkilerimde hissettiğim zorluklara nasıl 

çözüm getirileceğini bulmaktı. Zor insan diye bir şey vardı mesela. O zamanlar zor insan olarak 

adlandırdıklarım. Aslında zor insan yoktu. Zorlayıcı davranışlar vardı. "Kişisel gelişimime" merak salarak

öğrendim.

Sonra iyi enerjimi koruyamıyordum. Dış etkenler hayatımı kaplıyor, beni baskılıyor, çoğu şey aşağı

çekilmeme sebep oluyordu. Aşağı çekilme başta olmak üzere, aslında "motivasyon" dediğimiz

o eksikliği önce fark etmenin, sonra kabul etmenin, sonra da yükseltmenin, yollarını öğrendim.

Yıl 2023, hala benzer sorunlar hayatımda var mı var!

Ama eskisinden bir farkım var, sorunu görüp çözebiliyorum artık.

Klişe söylemlerle herkes sahneye çıkıyor, yapabilirsin nidaları atıyor ve bundan para kazanmaya 

çalışıyor diyeceksiniz biliyorum.

Bir etrafınıza dönüp bakın. Görmekten bıkmadığınız o kaosun içinden çıkmanın ilk yolu, kaosu değil,

iyiyi ve güzeli, her şeye inat görmeye başlamak.

Bahsettiğim şey toksik pozitivizm değil tabi ki.

Kötüyü de görmeli insan. Çünkü aslında kötü dediğimiz şey, insan olup kusurlu olduğumuzu kabul 

etmenin adı.

2022'nin ikinci yarısında evde çalışmaktan, ofiste çalışmaya geçtim. Pandemi döneminde evde devam

eden iş hayatımı ofise taşımak benim için büyük bir adımmış, şimdi anlıyorum.

İnsan ne isteyip ne istemediğini riski göze alınca öğreniyormuş.

Ofise dönmek, yeniden kısıtlarla karşılaşmak, insanlarla yeniden ilişki kurmayı öğrenmek, büyük 

olaylar karşısında sabır geliştirmek ve yeniden topluma uyum sağlamanın bedeli olarak, değişirmiş 

gibi yapmakmış. Mış gibi yapmakla sorunlarım olduğunu beni yakından tanıyanlar bilirler.

İnsanların birbirleri ile olan etkileşimlerinde gördüğümüz, kişinin kendisi ile tercihlerini belirleyen 

duruşuna "kişisel sınır" dediğimizi hatırladım tam da burada.

Sınır çizmek, sınır koymak, sınırlarla yaşamak aslında su içmek gibi hepimizin ihtiyacıymış, 

bu dönüşle bir defa daha hatırladım.

Çoğumuzun aklına Sınırlar deyince, kırmızı ve beyaz ciltli kitap gelecektir eminim.

Ama insan ilişkilerinde sınırların ne kadar önemli olduğunu hatırlamak için, kitaptan ötesi gerekecek.

Şöyle düşünün;

Kirpiler kışın soğuktan korunmak için, birbirlerine sokulurlar. Birbirlerine sokulmak onlar için risklidir. 

Çünkü kirpilerin dikenleri vardır ve bu dikenler birbirlerine sokulduklarında batar ve birbirlerini 

yaralamalarına sebep olurlar.

Kirpiler bu yaralar sonrası birbirinden uzaklaşırlar, uzaklaşınca üşür, tekrar birbirlerine yaklaşırlar.

Tekrar birbirlerini yaralar, tekrar uzaklaşır, sonra tekrar yaklaşırlar.

Bu bir dansa dönüşür.

Dansın sonunda o kirpiler belli bir mesafede durmayı ve ısınmayı başarırlar.

İşte o mesafeyi bulmak insan ilişkilerine benzetilir.

Bunu ben söylemiyorum, Arthur Schopenhauer söylemiş. Kirpi İkilemi adıyla.

İşte 2022'nin ikinci yarısından bu yana, ben o kirpilerin dengeyi bulma çabasında 

görüyorum kendimi.

Biliyorum hepimizin hayatında var o dönemler.

İnsani olarak kendinizi ve iki yıllık uzaklıkta ki buzullarınızı çözmek istedikten sonra sudan çıkmış

balık gibi hissettiğinizi biliyorum.

Bu dönemi aşmak mümkün.



Kirpilerin geri çekilmesi gibi, bir süre geri çekilmek, kaybettiğimiz duygusal dayanıklılığı

kazanmak için, kendimizle kalmak ve psikolojik esenliğimizi sağlamak adına çalışmak gerek.

Yaralar iyileşir, iyileşmeyen şey, iyiliğe inanmama dürtüsüdür.

Arkadaş kaybedin, eş kaybedin, sevgili, hatta aileden biriyle "iletişiminizi" kaybedin önemli değil.

Temel sağlamsa, yıkılan bina, daha güçlü inşa da edilebilir. Ya da başka binalara dönüşmesi için yol

da alınabilir.

Ya da kişisel sınırlarınıza yönelik farkındalık kazanmak için yardım da alabilirsiniz.

Zannettiğiniz kadar basit değildir, kişisel gelişim alanı ile ilgilenmek.

Emek isteyen, sabır gerektiren bir yolculuktur, değişmek için gelişmenin asıl adı.

Bugün kendiniz için bir iyilik yapmak isterseniz, ister aşağıya bırakacağım linkteki kitapları edinebilir, 

kendiniz için bir adım atabilir, isterseniz, bir uzmandan yardım alarak çalışabilirsiniz.

Değişmek ve gelişmek her zaman mümkündür.

İsterseniz bana da yazabilirsiniz, birlikte bu yolda çalışıp beraber de iyiliğe doğru gidebiliriz.

Cumartesi öğleden sonrası Ankara'sından selam ve sevgiyle,

Züleyha Gülveren

https://www.dr.com.tr/Kitap/Sinirlar/Egitim-Basvuru/Kisisel-Gelisim/urunno=0001831187001

https://www.dr.com.tr/kitap/parerga-ve-paralipomena-cilt-1/felsefe/felsefe-bilimi/urunno=0001849279001


11 Ocak 2023 Çarşamba

Her Şeyi Düşünme, Anne Bogel


Merhaba dostlarım,

2023'ün ilk yazısı bir kitap tavsiyesi olsun. Neden okumalısınız sorusunun cevabını belki aşağıdaki alıntılarda bulacaksınız. Belki de fazla düşünmekten yorgun düştüğünüz için size bir nefes olacak kitap ararken karşınıza çıkacak ve merak duyacaksınız. Her koşulda size iyi gelmesini dilerim. Ben çok severek okudum. Özellikle yazının sonundaki dilekleri okumanızı çok isterim. Şifa olması için.

Yeni yıl hepimize iyilik getirsin:


Deneyiminiz, dünyanız ve hatta benliğiniz, fark ettiğinizden çok daha fazla şekilde odaklandığınız şeyin yaratımlarıdır.

Winifred Gallagher

“Sorunumunuz çözmeye yönelik küçük bir şey yapmak, genellikle bir ayağını kapıdan içeri atma tekniğidir. Bu küçük çaba, diğer yağı ve nihayetinde tüm vücudumuzu kapıdan sokmayı kolaylaştırır. Kısa bir süre sonra problemin sonunu ve oraya nasıl varacağımızı görmeye başlayana kadar küçük zaferler üst üste birikir.”

Fazla düşündüğümüzde, yapılacak en kolay şey fazla düşünmeye devam etmektir.  Döngüyü durdurmak için bu düşünce kalıplarını kesintiye uğratmamız gerekiyor ve bunu doğru yönde küçük bir adım atarak yapabiliriz.

Fazla düşünmeye kapılmak bir kısırdöngü olabilir, ancak kendinizi çıkarmak erdemli bir döngüdür.

Fazla düşünmekle geçecek bir hayata mahkum değilsiniz. Sürece güvenin ve bir sonraki adımınız için hazırlanın.

Kesinlik asıl noktayı tamamen kaçırmaktır. / Anne Lamott

Analiz felcinin yaygın belirtileri şunlardır:

1.       Kararları tekrar tekrar daha sonraya ertelemek.

2.       Daha iyi bir seçeneğin ortaya çıkacağı ümidiyle bir kararı ertelemek.

3.       Elimizde yeterince seçenek varken daha fazla seçenek aramak.

4.       Daha önceden topladığımız aynı bilgileri sürekli olarak gözden geçirmek.

5.       Yanlış karar vereceğimiz bilgisi.

6.       Karar verme fırsatını kaçıracak kadar uzun süre beklemek.

7.       Bir karar verdikten sonra o kararı sorgulamak.

Mükemmeliyetçilik kendini aşağıdakilerden herhangi biriyle gösterebilir:

a.       Düzenli erteleme.

b.       İlerlemeden önce “doğru” cevabı bulma ihtiyacı.

c.        Ya hep ya hiç düşüncesi.

d.       Her zaman yapabileceğimiz daha çok şey olduğu için bir projeyi tamamlamakta zorlanma.

e.       Kusurlara odaklanan eleştirel bir göz.

f.         Bir konuşmanın ardından söylemiş olmayı dilediğimiz şeyi zihnimizde tekrar tekrar canlandırmak.

g.       Sıklıkla geçmiş kararları sorgulama.

Kaçımız o anda ne söylemiş ya da yapmış olsaydık kuruntularıyla kendimize işkence ettik? Durumu iyi idare etmiş olsaydık bile farklı şekilde yapmayı dilediğimiz bir şeye odaklanabiliriz. Karar çoktan verilmiş olsa da, onu arkamızda bırakamayız. Seçeneklerimizi tartıp, bir karar vermek ve ilerlemek yerine, doğru seçimi yapıp yapmadığımızı ve farklı bir seçim yapmak için çok mu geç olduğunu merak ederek karar verme sürecinin başlangıcına geri döneriz.

“Lütfen söyler misiniz, buradan hangi yöne gitmem gerekiyor?

Bu nereye varmak istediğine bağlı, dedi Kedi.” /Lewis Carroll

Umursuyorsan orada olacaksın. Eğer umursamıyorsan, olmayacaksın. / Bu küçük kafiye, çiğnenmez bir kural değil, pratik bir kuraldır ve aradan geçen yıllarda zor seçimler yapmak zorunda olduğumuzda aklımıza gelir.

UYGULADIKÇA ALIŞKANLIK HALİNE GELECEKTİR.

Sorumlu bir yetişkin olmak, öz bakımın en hafife alınan şeklidir. Evet, demek istediğim: İmkanlarınız dahilinde yaşamak, dişçi randevuları ayarlamak, para biriktirmek, öğünleri planlamak, yatmadan önce yüzünü yıkamak, yürüyüşe çıkmak, insanlar için yemekler yapmak, evinizi temiz tutmak, uygun bir saatte yatmak, tüm bu sıkıcı şeylerin tamamı. Rutinler hayatınızdaki her şeyi daha iyi hale getirir ve bu kesinlikle en çok gözden kaçan ve en hafife alınan kişisel bakım şeklidir. /Sarah Bessey.

“Verimliliğe giden en doğru yol azaltmadır.”

“Düşünmek çoğu zaman beni üzdü, sevgilim; ama yapmak hayatım boyunca hiç üzmedi… İlkem: Bir şeyler yap kız kardeşim, yapabiliyorsan iyilik yap; ama ne olursa olsun bir şeyler yap. / Elizabeth Gaskell”

İlerlememiz gerektiğini bildiğimizde, bunu tüm benliğimizle, eylemlerimizle ve zihnimizle yapmalıyız. Konuya kafa yorduğumuz sürece, olumsuzu düşünüp dururuz. Kimsenin bunun için zamanı ya da beyninde boş yeri yok.

Debelenmeyin, sallanmayın, devam edin.

Hayatlarımız ısrarla düşündüklerimizi yansıtır.

Olumlu şeyleri düşünürsek, olumlu eylemlerde bulunma ihtimalimiz daha yüksektir. Bu, istenmeyen şeyler olduğunda sevinmemiz gerektiği anlamına gelmez, ancak bir durum hakkında düşünmenin yararlı ve yararsız yolları olduğu anlamına gelir. Olumsuz şeyler düşünürsek, tatmin edici eylemlerde bulunma olasılığımız azalır.

İlk kez Gallagher’ın Rapt kitabında karşılaştığım bir metaforu benimsedim. Zihninize özel bir bahçeymiş gibi davranmanızı ve oraya ne ektiğiniz ve orada neyin büyümesine izin verdiğiniz konusunda mümkün olduğunca dikkatli olmanızı, tavsiye ediyor. Kendi bahçelerimize bakmayı öğrenmeliyiz.

John Milton, Zihin kendi yeridir ve kendi içinde/Cehennemden bir cennet, bir cennetten bir cehennem yaratabilir, diye yazar. Düşüncelerimizi özenle seçerek gerçekten zaman geçirmek istediğimiz bir bahçe yapabiliriz.

Ruminasyon (derin derin düşünme), sadece sorunlarımızı çözmemizi engellemekle kalmaz, aynı zamanda kendi sorunlarımızı da yaratır. Derin düşüncelere daldığımızda, elimizdeki konuyla orantısız oranda endişe ve anksiyete yaratırız ve o zaman fazla düşünmemizi bile fazla düşünmeye başlayabiliriz. En kötü yanı, bu içsel ıstırabın çoğunun tamamen gereksiz olmasıdır.

Hayatta başınıza ne geldiğini kontrol edemezsiniz, ancak olayları nasıl yorumlamayı seçtiğinizi kontrol edebilirsiniz.

İki soru düşünceleri rayına oturtmaya yardım eder:

1.       En iyi arkadaşım bu durumda olsaydı ona ne söylerdim?

2.       Beğenseydim bununla ilgili ne beğenirdim?

Zamanın kişinin fiziksel görünümünü değiştirmesi gibi, alışkanlıklar da yavaş yavaş kişinin yaşamını değiştirir ve kimse bunu bilemez. / Virginia Woolf

Mason Currey, Daily Rituals adlı kitabında 243 ünlü sanatçının çalışma alışkanlıkları hakkında şunları yazıyor: “Sağlam bir rutin, kişinin zihinsel enerjileri için çok kullanılmış bir alışkanlığı besler ve ruh hallerinin zorbalığından kurtulmaya yardımcı olur.” Rutinler bize hizmet etmek içindir, bizi kelepçelemek için değil. Akıllıca uygulandığında, bu seçenekleri sınırlayan stratejiler, ister müzelik değerde sanat yapıyor olalım ister sıradan günlerimizi yönetmeye çalışalım, zihnimizde boşluk yaratarak özgürlük yaratır.

Yinelenen kararların kontrolünü ele aldığınızda, kafa boşluğunuzun kontrolünü de ele alırsınız. İyi seçimler yapın.

Vermeyi öğrenmemiz gerektiğini düşünüyoruz, ama vermekten çok daha zor olan, bize sunulanları kabul etmeyi unutuyoruz. / Alexander McCall Smith

Neyi kendiniz yapmak istiyorsunuz? Bu sorunun yanıtları değişken ve bireyseldir ve dış kaynak kullanıp kullanmamanızın nedenleri başkaları tarafından kolayca anlaşılmayabilir. Sorun değil.

Eğer, güvendiğimiz birinin bize dinlenmemizi söylemesini sağlayabilirsek, bu zararlı düşünce döngüsünden kurtulabiliriz.

Utanmayın. Yardım İsteyin!

Neden mutluluğu anın içinde bulmuyorsunuz?

Mutluluk için hazır olduğunuz kaç seferde kendi mutluluğunuzu yıkıntıya uğrattınız? Mutluluğa hazırlanmak aptallıktır. / Jane Austen

Bazılarımız spontane olmak ve senaryonun dışına çıkmak için fırsatlar arar, bazılarımız ise günün her dakikası için bir plan yapar. Ancak doğamız gereği “akışa göre hareket etsek” de özenle hazırlanmış bir rutini tercih etsek de, hayat bizi doğaçlama yapmaya zorlayabilir. Kontrolümüz dışında olan şeyler kaçınılmaz olarak gerçekleşir ve o anda çark etmemiz, durumu en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekir. Rotayı değiştirmeliyiz ve bunu hızlı şekilde değerlendirmemiz gerekir. Rotayı değiştirmeliyiz ve bunu hızlı bir şekilde yapmalıyız.

İlerlemek için bir karara ihtiyaç duyulduğu açık olduğunda, yapabileceğimiz en kötü şey harekete geçmemektir. Bir seçim yapmak-herhangi bir seçim-seçeneklerimizi değerlendirmeye takılıp kalmaktan, anın geçip gitmesine izin vermekten daha iyidir.

Güne bir fincan kahve ile başlayabilirsiniz. Ya da günlük rutininizi alıp, sizi kim olduğunuzu, neye değer verdiğinizi ve neyi başarmak istediğinizi hatırlamaya davet eden bir ritüele dönüştürebilirsiniz.

Iris Murdoch şöyle yazıyor: “Mutlu bir yaşamın sırlarından biri süregelen küçük zevklerdir ve bunlardan bazıları ucuz ve hızlı temin edilebilirse çok daha iyi olur.” Hayatımıza güzel şeyler getirmenin en etkili yollarından biri bunu alışkanlık haline getirmektir.

Düşünce hayatınızı değiştirerek, dünyayı deneyimleme şeklinizi kökten değiştirebilirsiniz. Dakikalarınız ve saatlerinizle yaptıklarınız bir hayatı meydana getirir.

Fazla düşünmek sadece sıkıntı veren bir şey değildir; fazla düşünerek geçirdiğimiz her dakika asıl önemli olan şeylere harcanmayan bir dakikadır.

Dünya büyük; biz küçüğüz. Bir fark yaratamayacağımız hissi felç edici olabilir. Yapılması gereken çok şey var. Ne yaptığınızın ne önemi olabilir ki? Yapılması gereken çok şey var. Ne yaptığımızın ne önemi olabilir ki? Umutsuz ve çaresiz hissetmek kolay, ancak karmaşık çözümlerden sorumlu olmak zorunda değiliz. Bulunduğumuz yerden başlayabiliriz. Bir fark yaratabiliriz. Kendi iyiliğimiz için ve dünyanınki için, iyilik için bir güç olabiliriz.

Bedenen ve ruhen huzurlu, mutlu, hafif olmanızı diliyorum. Güven içinde yaşayabilin. Endişe ve üzüntüden arınmış olun. Kendinize anlayış ve sevgi gözüyle bakmayı öğrenin. İçinizdeki neşe ve mutluluk tohumlarını tanıyıp onlara dokunabilesiniz. Her gün içinizdeki neşe tohumlarını nasıl besleyeceğinizi bilebilmenizi diliyorum. Dinç, sağlam ve özgür yaşayabilesiniz.

 

Merhaba 2024

Herkese merhaba, Yıl 2024. 14 Ocak günü akşam saatlerinden selamlar. Herkesin artık kendi sayfalarını açıp oralardan paylaşım yaptığı zamanl...