Kırk Kere Söyledim.
Ziya Selçuk
(Kitap Analizi)
“Konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz da
söylediklerimizin çocukların kulağından içeri ses olarak girip nasıl bir hisse
dönüştüğünden pek bahsetmiyoruz. İstedim ki sesin hisse dönüştüğü yerde biraz
soluklanalım. ‘Kırk kere söyledim’ gibi artık dilimize pelesenk olmuş dil
kalıplarını kullanırken aslında ne demek istediğimizi, çocuğun bunu nasıl duyduğunu,
nasıl anlamlandırdığımızı tartışalım.”
Çocukken çok sık duyduk: “Yapma yavrum.
Yavrum yapma. Çocuğum yapmasana. Yahu Yapma! Yapma dedim ya! Kırk kere söyledim
sana yapma diye.”
Kırk kere yapmamamız söylendi ama bir kere
bile aslında ne demek istediğimiz duyulmadı değil mi?
Ziya Selçuk yıllarını verdiği çocuk
gelişimi ve eğitimi alanının en can alıcı konusunu bu kitapta yazmış. “Çocukla
iletişim”. Bu iletişim türünde hep benzer kalıplarla büyüdük ya da büyütüldük. “Biz
söyleyeceğiz, anlatacağız, çocuk dinleyecek; biz isteyeceğiz, çocuk yapacak,”
kabilinden bir iletişim şekliyle yaklaştılar. Ziya hoca bakışı bu kitapta tersine
çevirmiş. Çocuk ne demek istedi, sorusunu sorduğunuz zaman aslında ne görmemiz
gerektiğini akıcı bir dille anlatmış.
Sıkıcı bir ders kitabı değil elinize
aldığınız. Keyifle okunuyor. Örneklerle ve gerçeklikle de beslenmiş. Bir
uzmanın kaleme almış olduğunu zaten hissediyorsunuz. Hacim olarak kısa gibi
gelse de, içinden aldıklarınızla, içinizdeki yaralı küçüğü bile iyileştirecek
cesareti buluyorsunuz.
Kitap dört bölümden oluşuyor, her bölümün
başlığı size “iletişim” üzerine düşünmeden, çarpıcı bir bakış da katıyor.
Başlıkları aşağıya ekleyeceğim, o dört soruyu kendinize de sormayı unutmayın
diyerek:
1.
Çocuk
Kim?
2.
Çocukluk
Kimin?
3.
Hayat
Kimin?
4. Gelecek Kimin?
Çocuk deyip geçmeyin. Bu dört soru onların
hayatını anlamak için bir adım olması konusunda birebir. Oyunlarında, konuşmalarında,
hayata bakışlarında kendimizi bulabileceğimiz aşikar iken, susmalarını ve
düzene uymalarını isteyerek ilerliyoruz. Ziya hocanın da dediği gibi, ileride
yapay zeka robotları ile yaşamaya başladıklarında, bilinçli olmadan hayatlarını
sürdürseler ne yapacağız? Robotun bizim gibi “Kırk Kere Söylemesi” ni mi
bekleyeceğiz, durumu kurtarmak için?
Eski usulde çocuk yetiştirmeyi bir kenara
bırakmak isteyen, çocukla iletişimi çok önemseyen, geleceği için bir şeyler
yapma konusunda kararlı, kendine yeten ve güçlü bir nesil için bizlerin artık “uyanması”
gerektiğini düşünürken, bu kitapla karşılaşmaktan, mutlu oldum.
Geçmişte, hayal gücü örselenmiş ve sürüye
uymaya mecbur bırakılmış her çocuğun da bu tür kitaplarla, farkındalık kazanıp,
şifa bulacağına inanıyorum.
Hiçbir şey için geç değil. Biz ne söyledik,
o ne anladı diye düşünmek için geç kalınmış değil. Bunun için farkındalık kazanarak
bir yerden başlayabiliriz.
Kendini geliştirmek isteyen her anne ve
baba ya da “iletişime” ilgisi olan her bireyi, bu kitabı okumaya davet ediyorum.
Eminim eleştirdiğiniz yanlar da olacaktır. Ama öğrenmenin keyfine siz de
katılın derim ben. Sizleri kitaptan ekleyeceğim alıntılarla baş başa
bırakıyorum. Hepinize şimdiden keyifli okumalar:
“Kelimeler büyüdür, hayatımızı
şekillendirir.”
“Gerçek şu ki, ihmal ettiğimiz her şeyin
altında kalırız.”
“İnsan su gibidir. Yokuş çıkmaya değil;
aşağı doğru kolay olana akmaya meyillidir.”
“Silgisinde delikler, kesikler, bölükler varsa
(çocuğun) ders gereğinden fazla sıkıcıdır muhtemelen. Örselenmiştir belki;
belki de ruhundaki kesikleri, bölükleri temsil ediyordur o izler.”
Franz Kafka’nın meşhur Gregor Samsa’sını
hepiniz bilirsiniz. Herkesin işine yarayan bir karakterken sevilir, saygı
görür. Toplumun kendisinden beklenenleri yerine getirirken onlar tarafından
kabul görür. Ve bir sabah onların işine yaramayan, onlardan farklı bir
karaktere dönüşür. “Ondan kurtulmalıyız” der en başta ailesi. Özgün olan, yeni
bir şeyler bulanlar, sindirilmeye mahkumdur, bütün problemler giriş yolunda
çözülmelidir, aksi takdirde puanlarınız kırılır. Toplum çocukluktan itibaren
tek tip birey olmaya iter. Böyle mi olmalıdır?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder