20 Ağustos 2022 Cumartesi

Yas, Devamlılık ve Belirsizlik Üzerine.







Hepimizin hayatlarında "kayıp" vardır.

Kayıp; insan olur, baktığımız can olur, eşya kaybı olur, maddi manevi değer verdiğimiz her şeyin kaybı olur.

Kayıp sonrası verdiğimiz ruhsal ve fiziksel tepkiler önemlidir.

Onlara yas deriz.


Kültürümüzde 40 gün sürdüğüne inanılır, 40 gün boyunca içimizde bir mum yanıyor olduğu ve 

o mumun yavaş yavaş söndüğü tasvir edilerek, yakınlarımızı kaybettiğimiz süreç tanımlanır.

Önce kaybı inkar ederiz, olmamış, o durumu yaşamamış gibi hissederiz. Kabul etmeye başlamak, 

beraberinde derin bir acı getirir. O acıya verdiğimiz tepkiyi göğüsleme şeklimiz bizim varlığımızın da 

belirleyicisidir.


Yakın gelecekte bir kayıp yaşadığım için "yas" üzerine bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

İnsani bir süreç. Hepimizin başına da gelecek olan bir süreç.

Peki ben ne hissettim?

Korku, korkuyla beraber sonrasına dair merak. Merak, iyilik haberleriyle bir süre rahatlamaya dönüştü. 

Çünkü "belirsizlik" ten çıkılıyordu. Ve bir anda o belirsizlik, en beklenmeyen sonla, sona erdi.

Belirsizlikler korkutucudur. Belirsizlik bir yola dönüştüğü zaman, ona yönelirsiniz.

Kayıp sonrası, kayba görev niteliğinde yapılması gerekenler karşınıza dikilir, 

sonrasında hayata devam etmeniz gerektiğini hatırlarsınız. 

Ben şimdi devam etme kısmındayım. Size bu satırları "devam etmeye çalışırken" yazıyorum.

Kolay değildir kayıp yaşamak. Kayıp sonrası hayata tutunurken, bazı gerçekleri kontrol edemediğimizi 

ve devam etmek için çaba göstermemiz gerektiğini aklımızdan çıkarmamalıyız.

Peki ne bıraktı kayıp bende derseniz;

1. İnsan ilişkilerinde hassasiyet,

2. Sevdiklerime yönelik, anlık endişe ve o endişeyi kontrol çabası,

3. Daha iyi için yaşarken elindekinin farkında varma,

4. Paylaşarak iyileşmek ve kontrol edilemeyeni kabul etmek için de, itikada sığınma.

İnancın böyle zamanlarda, desteği ve etkisi var.

İnançsızlık da bir inanç türüdür, sınırlamak için böyle söylemedim.

Psikolojik olarak bakmak derseniz, hayata tutunmak adına, rutine sarılmak ve 

kendimizi iyi hissettiğimiz ortamlarda ve insanlarla beraber bulunmak destek olabilir.

Yukarıdakiler dışında "yas" sürecinin ciddi destek gerektiren boyutları da var.

Uzun süre devam ederse ve sizi ruhsal olarak köklü bir dönüşüme götürürse, destek almanız gerekebilir.

"Yas Danışmanlığı" diye bir alan var.

Anlatacak şey çok. Ben size Yas Danışmanlığı konusunda tanıdığım yetkin bir ismin kitabının adını

bırakıp kaçıyorum. Şengül Hablemitoğlu/YAS: Uzun Bir Veda 

Yaşadığınız şey için ihtiyaç duyarsanız, edinebilirsiniz.

İyilik ve şifa hep sizlerle olsun.

Züleyha Gülveren 


1 Ağustos 2022 Pazartesi

Kırk Kere Söyledim

 

Kırk Kere Söyledim.

Ziya Selçuk

(Kitap Analizi)

“Konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz da söylediklerimizin çocukların kulağından içeri ses olarak girip nasıl bir hisse dönüştüğünden pek bahsetmiyoruz. İstedim ki sesin hisse dönüştüğü yerde biraz soluklanalım. ‘Kırk kere söyledim’ gibi artık dilimize pelesenk olmuş dil kalıplarını kullanırken aslında ne demek istediğimizi, çocuğun bunu nasıl duyduğunu, nasıl anlamlandırdığımızı tartışalım.”

Çocukken çok sık duyduk: “Yapma yavrum. Yavrum yapma. Çocuğum yapmasana. Yahu Yapma! Yapma dedim ya! Kırk kere söyledim sana yapma diye.”

Kırk kere yapmamamız söylendi ama bir kere bile aslında ne demek istediğimiz duyulmadı değil mi?

Ziya Selçuk yıllarını verdiği çocuk gelişimi ve eğitimi alanının en can alıcı konusunu bu kitapta yazmış. “Çocukla iletişim”. Bu iletişim türünde hep benzer kalıplarla büyüdük ya da büyütüldük. “Biz söyleyeceğiz, anlatacağız, çocuk dinleyecek; biz isteyeceğiz, çocuk yapacak,” kabilinden bir iletişim şekliyle yaklaştılar. Ziya hoca bakışı bu kitapta tersine çevirmiş. Çocuk ne demek istedi, sorusunu sorduğunuz zaman aslında ne görmemiz gerektiğini akıcı bir dille anlatmış.

Sıkıcı bir ders kitabı değil elinize aldığınız. Keyifle okunuyor. Örneklerle ve gerçeklikle de beslenmiş. Bir uzmanın kaleme almış olduğunu zaten hissediyorsunuz. Hacim olarak kısa gibi gelse de, içinden aldıklarınızla, içinizdeki yaralı küçüğü bile iyileştirecek cesareti buluyorsunuz.

Kitap dört bölümden oluşuyor, her bölümün başlığı size “iletişim” üzerine düşünmeden, çarpıcı bir bakış da katıyor. Başlıkları aşağıya ekleyeceğim, o dört soruyu kendinize de sormayı unutmayın diyerek:

1.       Çocuk Kim?

2.       Çocukluk Kimin?

3.       Hayat Kimin?

4.       Gelecek Kimin?

Çocuk deyip geçmeyin. Bu dört soru onların hayatını anlamak için bir adım olması konusunda birebir. Oyunlarında, konuşmalarında, hayata bakışlarında kendimizi bulabileceğimiz aşikar iken, susmalarını ve düzene uymalarını isteyerek ilerliyoruz. Ziya hocanın da dediği gibi, ileride yapay zeka robotları ile yaşamaya başladıklarında, bilinçli olmadan hayatlarını sürdürseler ne yapacağız? Robotun bizim gibi “Kırk Kere Söylemesi” ni mi bekleyeceğiz, durumu kurtarmak için?

Eski usulde çocuk yetiştirmeyi bir kenara bırakmak isteyen, çocukla iletişimi çok önemseyen, geleceği için bir şeyler yapma konusunda kararlı, kendine yeten ve güçlü bir nesil için bizlerin artık “uyanması” gerektiğini düşünürken, bu kitapla karşılaşmaktan, mutlu oldum.

Geçmişte, hayal gücü örselenmiş ve sürüye uymaya mecbur bırakılmış her çocuğun da bu tür kitaplarla, farkındalık kazanıp, şifa bulacağına inanıyorum.

Hiçbir şey için geç değil. Biz ne söyledik, o ne anladı diye düşünmek için geç kalınmış değil. Bunun için farkındalık kazanarak bir yerden başlayabiliriz.

Kendini geliştirmek isteyen her anne ve baba ya da “iletişime” ilgisi olan her bireyi, bu kitabı okumaya davet ediyorum. Eminim eleştirdiğiniz yanlar da olacaktır. Ama öğrenmenin keyfine siz de katılın derim ben. Sizleri kitaptan ekleyeceğim alıntılarla baş başa bırakıyorum. Hepinize şimdiden keyifli okumalar:


“Kelimeler büyüdür, hayatımızı şekillendirir.”

“Gerçek şu ki, ihmal ettiğimiz her şeyin altında kalırız.”

“İnsan su gibidir. Yokuş çıkmaya değil; aşağı doğru kolay olana akmaya meyillidir.”

“Silgisinde delikler, kesikler, bölükler varsa (çocuğun) ders gereğinden fazla sıkıcıdır muhtemelen. Örselenmiştir belki; belki de ruhundaki kesikleri, bölükleri temsil ediyordur o izler.”

Franz Kafka’nın meşhur Gregor Samsa’sını hepiniz bilirsiniz. Herkesin işine yarayan bir karakterken sevilir, saygı görür. Toplumun kendisinden beklenenleri yerine getirirken onlar tarafından kabul görür. Ve bir sabah onların işine yaramayan, onlardan farklı bir karaktere dönüşür. “Ondan kurtulmalıyız” der en başta ailesi. Özgün olan, yeni bir şeyler bulanlar, sindirilmeye mahkumdur, bütün problemler giriş yolunda çözülmelidir, aksi takdirde puanlarınız kırılır. Toplum çocukluktan itibaren tek tip birey olmaya iter. Böyle mi olmalıdır?

 

Merhaba 2024

Herkese merhaba, Yıl 2024. 14 Ocak günü akşam saatlerinden selamlar. Herkesin artık kendi sayfalarını açıp oralardan paylaşım yaptığı zamanl...