Son yıllarda pandemi
ile birlikte en çok konuşulan konu. Hayatımızı en çok işgal eden başlık. Soru
işaretlerimiz, bekleyen cevaplarımız. İyileşme korkusu yaşatan aşılmazlarımız.
Ne derseniz.
Merhaba
dostlarım,
Ne
zamandır bizi düşündüren başlıkları konuşmuyoruz. Yazmakla ilgili bir nadas
döneminde gibi hissettiğimi söyleyebilirim. Bugün farklı bir gün. Cesaret
bulduğum ya da hadi dediğim bir anda bu satırları yazmaya ve size merhaba
demeye karar verdim. Belli mi olur, bilmeden bir noktaya dokunuruz, birlikte
iyileşmeye doğru yol alır, iyi hissederiz.
Etrafınızda
olumsuzluk ne kadar çok olursa olsun, olumlu olanı yaratmak elinizdedir. Bugün
bunu hatırlatmak için, esneklik, dayanıklılık, esenlik de diyebileceğimiz
“resilience” dan bahsetmek istedim size. Herkesten farklı olarak. Pandemi de
çok konuştuk bu başlığı belki ama pandemi sonrasına da gerekli olabilir
diyerek, bir hatırlatma yapmak istedim.
Psikolojik
dayanıklılık olarak çevrilebilen resilience, bir krizle baş etme ve kriz öncesi
duygu durumuna dönem yeteneği şeklinde tanımlanabilir. Pandemi öncesi nasılsak,
pandemi sonrasında da öyle hissetmek gibi. Tabi onun da bir sınırı var. O daha
geniş bir başlık ama bir travma sonrası travmanın yarattığı stresin de bir
hastalık olduğunu hatırlatmama gerek yok sanırım.
Pandemi
öncesini hatırlayın. Hatta Çin’de pandeminin patlak verdiği ilk günleri.
Sokaklarda insanların yürürken düşüp öldüğünü bile gösterdiler. Sosyal Medya
öyle bilgilerle dolduruldu ki, bize gelmeyceğini düşünüp kendimizi avutsak da,
korktuk. Belirsizlik hakimdi çünkü. İlk vaka görüldüğü zaman da önümüzde koca
bir boşluk oluştu. Evlerimiz de kalmaya başladığımız ilk günler, ekmek yapmayı
öğrenmemiz, boşuna değildi. Sonra o dahi “alışkanlığa” dönüştü. Korku ve
belirsizlik için de hayal kurmak zor derken, hayaller kurmaya başladığımız
günleri de gördük. Şu zamanlar içerisinde pandemi bitti huzuru ile
hayatlarımızı yine sürdürüyoruz. Ama Travma Sonrası Stres Bozukluğu başta olmak
üzere, sağlığımızı fiziken ve ruhen etkileyen bir çok hastalıkla da
uğraşıyoruz.
Sabahları
uyanmakta zorlanıyorsanız, eskiden yaptığınız bazı şeyler keyif vermiyorsa,
başka felaketlere artık kızamadığınızı sadece “yeter” duygusu taşıdığınızı
görüyorsanız. Sürekli kendinizi meşgul etmeye çalışıyor ve kendinizle
geçirdiğiniz zamanı azaltıyorsanız, o zor zamanları aşmanın etkilerini
üzerinizde taşıdığınızı, hala unutmayın.
Peki biz
böyle zamanları nasıl aşarız ya da aşmalıyız?
1. Kabullenme: Yaşama karşı anlayışlı, nazik, sabırlı yaklaşmanın bir yolu. Olanı olduğu gibi görmek. Bu felaket başıma geldi, bunun üstesinden nasıl gelebilirim diyebilmekle başlar her şey. Pandemi’de evlerde online hayata alışmanın, yeni yetenekler geliştirmenin, sonra yeniden hayata dönmenin adı kabullenme. İlk olarak ne gerekiyor derseniz, dayanıklı olmak için, kabullenmeliyiz.
Kabullenme demişken sizlere bir isimden ve onun hikayesini anlattığı kitabından bahsetmek isterim. Viktor Frankl ismini duydunuz mu? Logoterapi’nin kurucusudur. İnsanın Anlam Arayışı isimli kitabın yazarı. Nazi kamplarında kalan bir psikolog. Sonuna kadar ölümü düşünmekle birlikte, bir şekilde umuda tutunup devam etmişte bir isim. Umutsuz hissettiğiniz zaman kitabını okuyup, ayakta kalmanın ne demek olacağını hatırlamanıza yardım edecektir. Bence hayatınızda bulundurmanız, o kitabı, önemli.2.
Anlam çıkarma: Zor zamanlara dayanabilmeniz için,
bir anlam bulmalısınız. Neden devam etmelisiniz? Nereye varacaksınız? Yani
hedefinizin ne olacağını bilmek size ne hissettirecek. Bu devam etmenize
yardımı olacak en güçlü verilerden bir tanesi. Anlam bulduğunuz zaman da
dayanıklı hissetmek daha kolay olacak diyebiliriz.
3.
Yaratıcı düşünce: Olduğunuz andan çıkmanın en
verimli yolu. Ekmek yapmayı öğrenmek. Bu hepimizde olan, denemeyen de vardır
eminim, dayanıklılığı artırmak için başvurduğumuz bir tecrübe. Denemeyen varsa,
denemesini öneririm. Çünkü hamura temas stresi azaltmaya birebir. En son zaman
hamura dokundunuz?
4.
Mutluluk: Zor zamanlarda sizi mutlu edecek en az
bir neden bulabilirsiniz. O nedeni bir de paylaşırsanız, bu sizin dayanıklılığınıza
katkı sunacaktır.
5.
Kendinize dönün: İçe dönmek, kendinize yatırım
yapmak, kendinize zaman ayırmak ne derseniz, iyileşmek için en güzel
adımlardandır. Aslında zor olana karşı duracak olan bizsek, ona özen gösterip,
beden ve ruh sağlığı bütünlüğünü korumayı da başardık mı, yapılamayacak şey yok
gibidir.
6.
Ve en son olarak: “Destek alın!” Destek almak bir
lüks değil. Artık milyonlarca yolu var. Enerjinizi besleyeceğini düşündüğünüz
her aracı, duygusal dayanıklılığınızı geliştirmek için bir yol açacaktır.
Değerli
olduğunuzu, sevildiğinizi, devam edecek güçte olduğunuzu ve isterseniz her
zorluğu aşabileceğinizi unutmayın. Değişim ve gelişim için baş etmek zorunda
olduğunuz ne varsa, hepsi birer tecrübedir. Alışkanlıklarınızın değişmesi,
sevdiklerinizden bazılarını geride bırakmanız, her zorlukta bir darbe yemiş
gibi hissediyor olmanız konusunda asla yalnız değilsiniz. Hepimiz için ortak
olan bu tecrübelerin, hayatlarımızda birer anlamı vardır. Ve bu anlamın ne
olduğunu bulduğunuz zaman esnek olmak ve iyiliğe doğru adım atmak mümkündür.
Asla pes etmeyin. O yataktan çıkmak için hep gücünüz var.
Yeni
yazılarla görüşmek ve hep dayanıklı olmak dileğiyle.
Sevgiler.
Züleyha
Gülveren
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder