23 Eylül 2022 Cuma

Yetersizlik Duygusu


"Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir."
Goethe 



Herkese merhaba,

Özellikle hassas kalplere ama. Dünyayı cehenneme çeviren kalplerine özellikle.

Bugün bu alıntı ile başlamış olmamın bir sebebi var. Akış ne olduğunu sizlere gösterecek. Yaklaşık 2 yıla yakın zamandır "Zulika Danışmanlık" adıyla yolculuğuma eşlik eden, kendi için yatırım yapmak adına cesaret gösteren, kendi olmayı başarmış bütün danışanlarıma da teşekkür edeceğim öncelikle.

Bugün konumuz "yetersizlik" duygusu. Hassas kalpler, nasıl bir duygu olduğunu bilirler. Hayatlarını mantığa dayalı yaşayanlar için de başarısızlık ile beraber geldiği söylenebilir. Benim için de gündem olmasında tabii ki kişisel tecrübelerim de etkilidir. Sizin için yazma sebebim, kendinize, şunu hatırlatmanız adınadır aslında: YETERLİSİN! Sana yetersiz olduğunu söyleyen her şey koca bir yalandan ibaret.

Bilime dayalı konuşalım önce değil mi? Araştırmalar yetersizlik duygusunun kaynağında kırılganlığı kabul etmeme, özsaygı eksikliği, utanç duygusu yattığını bulmuş. Daha derine inince aile ve travmaların etkisinin de olduğunu söylemişler. Bir şekilde bize yerleşen bir parazit diyebiliriz. Ben samimi bir dille yazacağım ki, ben de yerleştiği günden beridir gitmeyişinde ihtiyaç duyduğum sesi, sizler için paylaşmış olayım.

Beklentiler, üzer dostlarım. Beklentiye girmenize sebep olan insanlar ve olaylar sonunda yetersizlik duygunuzun gelişmesine sebep olur. Kendi ihtiyaçlarınızın farkında olarak büyüseniz de, yanlış beklentiler sonucu, ihtiyaçlarınız, giderilmediği zaman "yetersizlik" hissinin size yerleşmesi, kaçınılmaz olur. 

Kişisel dünyamı burada açacak değilim. Tabi ki edindiğim tecübeler, bu kelimelerin ortaya çıkışına ön ayak oluyor. Bu yıl yetersizlik duygusuyla baş ettim, hala savaşıyorum. Benim dışımda gelişen, bir şekilde benim dahil olduğum ve kabul edemediğim olaylar yüzünden yetersiz hissettim, zaman zaman hissediyorum. Daha güzel olsaydım, daha yetişkin gibi davransaydım, daha iyi bir işim olsaydı gibi söylemlerle kendimi çok yoruyorum. Ama kendime söylemeyi unuttuğum şey şu: ne statü, ne güzellik, ne okul, ne para, ne dişilik (dişi olamama suçlaması ve bunun üzerine insanların hissettiklerini de yazacağım) ne de hissettikleriniz sizi belirliyor. Dişi olamama benim başıma geldiği için söylüyorum. Eminim yeterince "Erkek" gibi hissetmediğini düşünen takipçilerim de vardır.

Takipçiler dediğime bakmayın, dostlar, yol arkadaşları. Dijital dünya dilimizi de değiştirdi. 

Özsaygı nedir bilmeyen var mı?

Bireyin kendini değerlendirmesi sonucunda kendisiyle ilgili geliştirdiği olumlu/olumsuz tutum ve yargılar, demektedir, genel tanıma baktığınız zaman.

Biz tanımlayacak olursak. 

Aynanın karşısına geçtiğiniz zaman gördüğünüz kişiyle aranızdaki iletişimdir, diyebiliriz.

Peki yetersizlik duygusu özsaygının zarar görmesinden doğar. Özsaygıma yönelik ne olmuş olabilir ki, ben yetersiz hissetmiş olabilirim?

Bu sorunun cevabı ben de elbette. Yetersizlik duygumu yenmek için aynanın karşı tarafında gördüğüme "yeterlisin" diyerek ve her gün gelişmeye odaklı, merakını besleyen birisi olarak, destek olmaya çalışıyorum, elimden geldiğince.

Ama siz benim yerime kendinize sorun. Size yetersiz hissettiren ne?

1. Aile,
2. Çocukluk travmaları,
3. Mükemmelliyetçi Benlik,
4. BEKLENTİ,
5. Sizin dışınızda gelişen olayların sizde ki etkisinden geliştirdiğiniz bakış açısı,
6. Toplumsal algı?

Listeyi istediğiniz kadar uzatabilirim, ama kendinize sorun. Size yetersiz hissettiren ne?

Biliyor musunuz, beynimiz ya da bilinç altı düzeydeki düşüncelerimiz yetersizlik kalıbını 0-7 yaş arasında ediniyor. Ailenin bu duyguyla tanışmamız da payı büyük. Peki aşılması imkansız bir durum mu?

Cevabı siz de...

Ama her gün küçük bir adım atarak da aşmak elinizde;

YETERLİSİN! demek bile, her gün ayna karşısında kendine, bir yol.

Teknikler ve çalışmalar üzerine konuşmak gerek. 

(Profesyonel Koç ne yapar diyen dostlarım, birlikte, yetersizlik duygunuzun farkındalığını kazanabilir, özsaygı besleyici ve motivasyon artırıcı çalışmalar yapabiliriz). 

Size iyi gelen şeyleri, iyi gelen insanları ve iyi gelen ne varsa onları çoğaltarak, kaybettiğiniz özsaygınıza yönelik bir yatırım yapabilirsiniz.

Bugün bir adım atarak başlayın.

Söyleyemediklerini söylemek isteyenler de yazarak iyileşebilir. Yazın konuşalım.

Hepinize, sevgiler, selamlar.

Züleyha GÜLVEREN 

Özsaygı için sizlere Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ile tanışmanızı öneriyorum. Bunun için linke tıklayabilirsiniz. Yeni bir bakış için oldukça faydalı:

10 Eylül 2022 Cumartesi

Kendine Doğmak


 Merhaba dost,

Bu sefer bir kitap analizi ile karşındayım. Tarihe not düşelim. Bugün ifade edemediğim bir duyguyu yönetmek için, okumaya verdim kendimi. Öfkeyi yönetmek aslında niyetim. Bu da bir ilk olsun.

Berin Orhan'ın kaleme aldığı "Kendine Doğmak" isimli kitabı okudum bugün. Bu yazıyı yazmaya başlamam dan yaklaşık 15 dk önce bitti. Sabah 12:30 da başladım akşam 18:00 de nihayete erdi. Zira bugünler de ne zaman kendimi ifade edemeyecek olsam, elim kitaplığıma gider, ne zamandır bekleyen bir kitabı alır ve onunla hemhal olurum.

İnsanlar keşke kendi doğrularını dayatırken, bir de kirleneceğinizi söyleyip, sizi kısıtlamaya kalkmanın, aslında bir yıkıma itildiğinizi, sizde ruhsal yaralar açılmasına sebep olduğunu görseler. Görmezler. Kendi günahlarını bir çuvala koyup basıyorlar, sizi de afişe ediyorlar ki bir tür, kendi günahları bilinmesin değil mi?

Kitabımıza dönelim.

"İçimizdeki Anneden Özgürlüğe Yolculuk" altbaşlığı ile Tuti Kitap'tan çıkan baskısını okudum ben. Sonra ciltli bir baskı, siyah kapakla çıktı ama onu almadım hala. Ve zamanını beklemiş okumak için. Nefes aldım okudukça.

Arka kapağında diyor ki;

" İnsan birçok kez doğar! Önce anneden, sonrasında ise hep kendine...

Kendine doğmak, bir kendini tanıma ve anlama serüvenidir. Yolu da "anne" kavramından geçer. Çünkü hepimiz bir anneden doğduk ve içimizde bir "anne" sembolü daima yaşıyor. Ancak kendimize yaklaşabilmek için bu anneden özgürleşmemiz lazım..

Nefs Psikolojisi kuramı üzerinden insanı ve bu tekamül yolculuğunu anlatan eser; anne sembolüyle kurulan bağın bireyleşme sürecimizdeki etkisinden, toplumsal ve bireysel yönüyle annelikten, aşmamız gereken iç engellerden, içimizdeki sembollerden, anne arketipinden bahsetmektedir." 

Nefs Psikolojisi ile tanıştın mı? Ben ötesi Psikoloji olarak da biliniyor. Ülkemizde Mustafa Merter öncülüğünde devam eden bir okul. Hz. İnsan olduğumuzu hatırlatan ve şereflilerin en şereflisi olarak yaşadıklarımıza anlam kazandıran bir dal. Esma'lardan, Kur'an'dan, Tasavvuf'tan güç alması ile beni derinden etkiliyor. Anneliği yorumlarken Berin Orhan'ın da bu akım ya da ekolden güç alması ve kitabın tam da ortasında Nefs Psikolojisini anlatması etkileyici bir atmosfer yaratıyor.

Anneliğin mükemmlik mecburiyeti taşımadığını, kendine doğan annelerin çocuklarıyla ilişkisinin sağlıklı olacağını, zorlu yolculukların hep aydınlığa çıktığını ve her sıkıntılı gecenin bir sabahı olduğunu hikayeleştirerek de ifade etmesine bayıldım.

Anne değilim. Anne olmak için evlilik denen yolculuğa da çıkmış değilim. Toplumsal olarak anne olamayan, eş olamayan ve hatta sevgili olamayan kadınların kendi hemcinslerince "değersizleştirilmeye" ve yok sayılmaya çalışıldığına şahit oluyorum. Kendi yaşayamadıklarını bir nebze de olsa yaşadığım için eş ya da anne olmuş arkadaşlarımın dolaylı öfkesine maruz kalıyorum. İthamlarda da bulunuyorlar. Ama izlerken anneliğe çok yüklendiğimizi anlıyordum hep, bu kitapla farkındalığım daha da arttı diyebilirim.

Peki neden okumalıyım dersen? Aşmaya çalıştığınız huzursuzluklarınız varsa, insanların seni anlamadığını düşünüyorsan, benden ötesini merak ediyorsanız ve anneliği sorgulamaya ve "Rahim c.c." sıfatının tecellisini anlamlandırmaya ihtiyacın varsa, Nefs diliyle konuşursam, Nefsi Emmare'den Nefsi Levvame'ye, kendine ayna olmaya geçmeye uğraşıyorsan, bu kitap bir kıpırdanma yaratabilir.

Bu kitabı daha sonra yeniden okuyacağım. İbnül Vakt olmayı da öğrenmek istediğim için. Annelikten öte kendine doğmak istediğim için ve yaşantım da önemli bir dönemde olduğumu hissettiğim için.

Bir ayna tutulmasına ihtiyaç varsa diyerek bu kitabı okumalı ve kendine bir pencere açmalısın.

Berin Orhan'ın kitabında hatırlattığı gibi: aslolan Nur'dur, ışıktır.

Unutmamak dileğiyle.

Selametle. 

7 Eylül 2022 Çarşamba

Kirpi İkilemi

 





Kirpi ikilemini bilmiyorum diyen kaldı mı?

Yakın ilişkilerin zorluğunu anlatan bir metafor. Hem Schopenhauer hem de Freud'un kullandığını görürüz ama daha çok Schopenhauer ile bilinir. Özetle yakın ilişkilerin birbirine zarar vermeden gerçekleşmeyeceğini ifade eder.

Kışın kirpilerin ısınmak için birbirlerine sokuldukları görülür. Bu sokulma esnasında dikenleri birbirine batar, uzaklaşırlar, daha sonra üşümeye başladıkları için tekrar yakınlaşırlar. Tekrar dikenleri batar, tekrar uzaklaşırlar. Bu bir dansa dönüşür. Bu dans sonucu uygun bir mesafe bulduklarında ısınmayı da başarırlar. O mesafeyi insan ilişkilerinde gerekli mesafe olarak açıklar Schopenhauer. İşte bu Kirpi İkilemi'dir.

Schopenhauer bu ikilemden meşhur ederi Parerga ve Paralipomena'da aşağıdaki satırlarla bahsetmiştir;

Soğuk bir kış günü, birkaç kirpi, donmalarını önlemek için karşılıklı sıcaklıkları aracılığıyla oldukça sıkı bir şekilde birbirine sokuldu. Ama kısa süre sonra dikenlerinin birbirleri üzerindeki etkisini hissettiler ve bu da onları tekrar uzaklaştırdı. Şimdi, ısınma ihtiyacı onları bir kez daha bir araya getirdiğinde, birbirleri için en uygun mesafeyi bulana kadar tekrarlandı. Böylece, insanların hayatlarının boşluğundan ve monotonluğundan doğan toplum ihtiyacı onları bir araya getirir; ancak nahoş ve itici nitelikleri onları bir kez daha birbirlerinden ayırır. Sonunda keşfettikleri ve bir arada olmalarını sağlayan ortalama mesafe, nezaket ve görgü kurallarıdır. Buna uymayanlara İngiltere'de "mesafeni koru!" deniyor. Bu sayede, karşılıklı sıcaklık ihtiyacının yalnızca kusurlu bir şekilde karşılanacağı doğrudur, ancak diğer yandan, tüylerin dikeni hissedilmeyecektir. Yine de kendi iç sıcaklığı çok olan kimse, sıkıntı ve sıkıntı vermekten veya almaktan kaçınmak için toplumdan uzak durmayı tercih edecektir.

Freud'un da 1909'da ABD ye giderken "bir yabanıl kirpiyi görmek ve bazı dersler vermek" için gittiğini söylemesiyle bu ikilemi kullandığı görülmüştür.

Şimdi bu konuyu neden yazdığıma gelirsek. İnsan ilişkilerinde yakınlık hassas bir konu. İletişim çağında yaşamamıza rağmen, hala yakınlıkla ilgili çözemediklerimiz var. Yakın ilişkiler konusunda açık bir dönem yaşıyoruz. Ama hala mahremiyete, hala dengeli iletişimlere hala sınırlara ihtiyacımız olduğunu görüntülüyoruz.

Bugün tekrar hatırladığım bir söz: İnsanlar kendi işlediği günahları çuvala basar, senin günahlarını alır duvara asar, diye. Yakın ilişkilerde sınırların ne kadar değerli olduğunu hatırlattı bu söz bugün bana yine. Bir büyüğüm öğretmişti, yaşadıkça kıymetini anlıyorum ben de.

Herkesle aynı yakınlığın kurulamayacağını, bazı insanlardan hep uzak durmak gerektiğini, iyi niyetin ne kadar çok suistimal edilebileceğini ve hassas bir ruha da sahipseniz, batan dikenleri taşımakta çok zorlanacağınızı da hatırlatır bu ikilem.

Hepimizin sorumlulukları, yükleri, zorlukları farklı farklı. Diken sayımız birbirimizden farklıdır. Ama insanız. Birbirimize iyi gelmeye de ihtiyacımız var. Tabi doğru insanlarla beraberken.

İnsan ilişkilerinde unuttuğumuz ilk şey kendimiz, karşı taraftan gelenler bizlere yansıyanlar. Kirpi dikenleri o yansımaları da ifade eder diyebiliriz. Doğru yorumu ile bize batan dikenler şifa da olabilir belki. Ama bazı insanların varlığı ve o dikenler yolumuza engel de doğurabilir.

İletişim uzmanlarını sıklıkla dinleyen ve onlardan birisi olma niyetiyle yola çıkan ben özellikle son haftalarda gördüm ki, doğru iletişim şifadır, iletişimi yanlış kullanmak da büyük bir cezadır.

Merhaba sevgili dost.

Ne zamandır burada yazmıyorum. Birikenler, dağılanlar, toparlanma derdinde olanlar derken plan dışına çıktık. Ama bir hedefimiz ve bir yolumuz var değil mi? O yol da sen ve ben, aslında hayalimizin mümkün olduğunu hatırlamak adına beraberiz. Daha sık burada olacağım. Senden beklentim senin de katkı sunman.

İlk ödevin ya da düşünmeni istediğim şey "Kirpi İkilemi".

Hayaline giden yolda dikenler daha çok karşına çıkıyor ise bendeki gibi dön bir kendine bak. Nerede yanlış yaptığına bir bak. Elbet bulursun cevabını.

Bulamıyorsan yaz konuşalım.

İletişim, sana zarar vermediği zaman iletişimdir, hatırlayalım.

Sonbahar temizliği zamanı geldi çoktan.

Var mısın "sil baştan" başlayalım?

Bu yıl kendine bir iyilik yapmak istiyorsan, tekrar söylüyorum, iletişim kur, konuşalım.

Bir merhaba, değişimin adı olsun.

Hayallerine giden yol da "İletişim" adımın olsun!

Züleyha.

1 Eylül 2022 Perşembe

Şükür, Şükür Defteri, İyi Olanın Enerjisi

Hayatlarımıza bugünler de biraz daha farklı baktığım doğrudur.

Kış kapıda, üstüste zam haberleri geliyor. Gelecek seçimler...... daha size bir çok olumsuzluk kaynağı yazabilirim.

Hayat hepimize bir yük olmuş, üstümüze, üstümüze yükleniyor  gibi değil mi?

Lise de Felsefe derslerinde, bilgelik sevgisi diye tanım yapar, üzerine felsefe yapmak için, insanın temel ihtiyaçlarını gidermesi gerekir gibi açıklamalarla felsefeyi anlamaya çalıştığımız geldi aklıma.

Büyüdük, felsefenin bilgeliğini hayatın zorluklarıyla harmanlamış kadar olmadık mı? Olduk.

Bugün sizlere felsefe yapmaya gelmedim tabi ki.

Sadece son günlerde eksikliğini hissettiğim bir şeyi paylaşmaya geldim.

Şükür etmek.

Zaman zaman şükürle ilgili yazarım. Kendime de bir pratik olsun isterim. Bugün o pratiğe ihtiyaç duyduğumu hissettiğim bir gün. Çünkü şükürsüzlük hali yüzünden birçok kayıp yaşadım ve yaşamaya devam ediyor gibiyim.

Şükür, sözlük anlamıyla bakacak olursak, Allah'a, yaratıcıya bahşettiği nimetten dolayı teşekkür etmek ya da mutlu bir olay ya da sahip olduklarımız için hoşnutluk bildirmek, diyebiliyoruz.

Şükür günlük yaşantımızda zorluk hissettiğimiz zamanlar için bir nefes almak diye de ben ekliyorum.

Hala nefes alıyoruz, hala yiyebiliyoruz, hala merak edebiliyoruz, hala hayal kuruyor, hala sorgulayabiliyor ve hala planlayabiliyoruz.

Herkes gelmekte olan değişimden bahsediyor mesela.

Değişmek güzel şey. Rehavete kapıldığımız ve konfor alanına sıkıştığımız konularda bize ferahlık verebiliyor.

Bugünler de ben nefes almak için değişiklik arzuluyorum.

İlk adım şükür enerjisini çoğaltmakla olacak.

Şükür defteri tutma pratiği edineceğim kendim için.

Nereden, nasıl ilerlerim, şükredecek neler bulurum zaman gösterecek.

Bu başlangıcı yaparken sizlere de anlatmak istememde ki sebep, belki birbirimize destek oluruz düşüncesi.

Şükredecek şeyler illaki vardır.

Şükrü azalttığımız için kaybettiklerimizi düşünürsek ne anlatmaya çalıştığıma açıklık da getirmiş olurum.

Şükür defteri, kişisel gelişimde çokça kullanılan bir pratiktir. Motivasyonu artırmada faydası büyük.

Etrafınıza benim gibi umutsuzluk arttıysa, bugün kendiniz için bir başlangıç yapın.

Bundan 1 yıl sonrası beklediğiniz gibi daha kötü de olabilir.

Ama şükür enerjisini hayatınıza katabilirseniz, Resilience olarak bildiğimiz, dayanıklılık enerjimiz de artacaktır.

Bugüne dönün bir bakın, bugün şükretmeniz için ne var etrafınızda?

Ben okuyabilen gözlerim ve okuduğunu anlayabilen aklımla, yazarak kendimi anlatabildiğime şükür diyor ve bu yazıyı paylaştıktan sonra okuyarak şükür eyleminde bulunmaya başlıyorum.

Bugün siz neye şükrettiniz?

Yazmak isterseniz, lütfen blog yazımı okuduktan sonra geldiğinizi de belirterek, instagram da @zulunungunlugu21 ve @zulikadanismanlik dan bana ulaşın.

Tanışırız belki.

Selamlarımla :)


Züleyha Gülveren 


Merhaba 2024

Herkese merhaba, Yıl 2024. 14 Ocak günü akşam saatlerinden selamlar. Herkesin artık kendi sayfalarını açıp oralardan paylaşım yaptığı zamanl...