26 Temmuz 2022 Salı

Stres

Istakozlar nasıl büyür bilir misiniz?

Kabuklarına sığmadıkları zamanlar, bir stres durumu yaşayıp, o kabuğu kırana kadar, stresle baş ederek.

Evet stres.

Stres, hayatımızın önemli bir parçasıdır aslında. Doğru değerlendirildiği zaman bizi, ıstakozların büyümesinde olduğu gibi, güçlendirebilir, ileriye gitmemize yardımcı olabilir. Ama kimi zaman da sağlık sorunları yaşamamıza, kendimizi ve özgüvenimizi yetersiz hissetmemize neden olabilir. Stres nasıl yorumladığımıza göre değişen bir durumdur diyebiliriz.

Strese uzun süre maruz kalırsak, bedenimiz tepki vermeye başlar. Bilişsel, fiziksel, duygusal durumumuz da beklenmedik değişimler görebiliriz. Baş dönmesi, genel ağrı, diş gıcırdatma, hazımsızlık, uyku sorunları, kalp çarpıntısı, kulak çınlaması, yorgunluk, öfke nöbetleri, titreme, ağlama, depresyon gibi belirtilerle karşı karşıya kalabiliriz. Özetle stres yaşıyorsak, bunu ciddiye almalı ve doğru yorumlamayı da bilmeliyiz.

Belirtilerle karşı karşıya kaldığımız zaman, stresi azaltma yollarına başvurmamız gerekir. Istakoz'u düşünelim. Kabuğu değişene ve genişleyene kadar o stresi yönetemese, bizim gibi doktora gitse, ilaçlara başvurabilir. Ama ilaçlar onun büyümesine engel de oluşturabilir. O engeli aşmak için stresi yönetmeyi öğrenmesi, bizim için bir ilham kaynağı da oluşturacaktır.

Yapılan bazı araştırmalar, hormonların etkisiyle, kadınların erkeklerden daha stresli olduğunu tespit etmiş. Aynı anda birden fazla işle ilgilenmeleri, sürekli bir koşuşturma içinde olmaları, çalışırken de erkeklerle ve mükemmellikle mücadele etmeye çalışmaları bu durumun sonuçları olarak kabul edilmiş. Erkekler için ilginç bir tespit olarak oksitosin hormonunun azlığı ile bağlantılı "savaş-kaç" dürtülerinin olduğu da eklenmiş.

Çok meşhur bir stres hikayesi daha vardır, hepimizin bildiğine inandığım. Bir profesör, derste elinde bir bardak tutmaktadır. Öğrencilerine, bardağın ağırlığını sorar. Herkes bir yanıt verir. Sorusunu bardağı belli bir süre tutsam, ağırlığı ne kadar olur diyerek değiştirir. Tutma süresini artırdıkça, öğrencileri ağırlık miktarını da artırır. Son sorusu şu'dur: Peki neden bardağı bırakmıyorsunuz?

Bardağı stres sebebi olan durum olarak düşünün. Onu ne kadar tutarsanız, ağırlığı o kadar artacaktır. Halbuki bir kabul değiştirmelik an olan stresi o kadar fazla bünyede bulundurmak risklidir. O bardağı bir an önce bırakmamız en doğrusudur.

Peki; bardağı bırakmak, kabuğu kırmak ya da nasıl tanımlarsanız: stresle baş etmek için nasıl yollar geliştirmeliyiz?

1. Durumu değiştirebiliriz ya da duruma yönelik tepkilerimizi değiştirebiliriz.

2. Pozitif düşünce, stresle baş etmede etkilidir. Düşünme şeklimize dikkat etmeliyiz.

3. Stresle karşılaşmadan evvel, olacaklara karşı hazırlıklı davranabiliriz.

4. Dikkatimizi başka konular ya da durumlara yoğunlaştırabiliriz.

5. Egzersiz strese karşı en güçlü koruyucudur. Örneğin günlük 30 dk tempolu yürüyüş strese karşı sağlığımızı geliştirmemize yardımcı olacaktır.

6. Güne kahvaltı ederek başladığımızda, beslenmemize özen gösterdiğimizde, takviyelerle de gücümüzü desteklediğimizde, kabuğu kırmak için yeterli güce sahip olabiliriz.

7. Paylaşmak iyi gelecektir. Stres yaratan o durumu paylaşarak, gerektiğinde destek alarak, kontrol altında tutabiliriz.

8. Strese iyi geleceğini düşündüğünüz türde müzikler dinleyebilir, çeşitli esneme egzersizleri de öğrenerek, stres anında sakin kalmayı başarabiliriz.

9. En önemlisi, kendimizi problem çözme konusunda geliştirerek stres karşısında daha başarılı bir duruş sergileyebiliriz.


Bu 9 öneri dışında kalan, kendimize iyi gelen ne varsa, onların farkında olmak da stres ile baş etme yöntemi olarak kullanılabilir. Sabahları erken kalkmayı ve günü karşılamayı severim. Stresle baş etme gücümü artırması için erken saatlerde, sevdiğim müzikleri, genellikle radyo aracılığı ile, yürüyüşle dinler, daha sakin ve daha kararlı bir şekilde günün getirdiklerine hazırlık yapmış olurum. Size de kendi yolunuzu geliştirmenizi bu nedenle öneriyorum.


Uzun bir süredir, stres gündemimi işgal etmekte. Yaşantımızda bizi engelleyen ya da olumsuza iten her şeye karşı bir farkındalık yaratan yoğunluk içerisindeyim. Her gün acaba bugün ne yaşayacağım demek yerine, bugün ne öğrendim diyerek kabule geçmenin bir şifa, bir iyileşme getirdiğini deneyimliyorum. Bir yol daha derseniz, bizim dışımızda gelişen olayları kabul etmek de, stresle baş etmede etkin bir yöntem diyerek, notunuzu alabilirsiniz.


Bugün kendiniz için bir iyilik yapın ve hayatınızda stresi neyin beslediğine bakın. Belki sizin bakışınız, belki olaylar karşısındaki genel tavrınız, belki bulunduğunuz ortam, belki yapmadıklarınızdır sebebi. O farkındalığı kazandığınız anda baş etmekte daha iyi olacağınıza emin olabilirsiniz.


Yeni konularla, en kısa zamanda, sizlerle buluşmak dileğiyle.


Stresle baş etmek için daha detaylı bilgi almak isterseniz;

@zulikadanismanlik instagram hesabımdan ve zulikadanismanlik@gmail.com mail adresim üzerinden ya da blog da yorumlar yardımıyla bana ulaşabilirsiniz. 

Stresin hayatımızı zehirlemediği günler dileğiyle.

Züleyha Gülveren 

2 Temmuz 2022 Cumartesi

Rezonans Kanunu


"İmkanın sınırını görmek için, imkansızı denemek lazım."
Fatih Sultan Mehmet

Bir hayal kuruyorsunuz. Gerçekleşmesi için elinizde hiçbir şey olmayan bir hayal. Bahçe içerisinde bir evde yaşadığınız hayali mesela. Sonra bir şeyler oluyor, önünüze beklenmedik imkanlar çıkıyor ve hiçbir şeyiniz yokken kurduğunuz hayalinizdeki ev, sizi buluyor.

Başka bir hayaliniz daha oluyor. Araba. O arabanın içerisinde, yanınızda sevdiğiniz ve belki arka koltukta çocuklarınız bile oluyor. O hayale yürekten inanıyorsunuz ve beklemediğiniz bir anda o hayal gerçek oluyor.

Kuantum fiziği, felsefesi, kişisel gelişim kitapları, tek bir ağızdan istediğimiz şeyi gerçekleştirmemiz, bizim elimizde diyor. Bunun anahtarı "inanç". İnançlarımız kalbimizle aslında duygularımızla birleştiğinde bir titreşim alanı oluşturuyor. Titreşim alanı da ona uyumlu olan ne varsa, etkileşime geçiyor ve uyumlanma sonucu, bizlerin hayatında yer buluyor.

İstediğimiz ya da olmasını beklediğimiz kişiyi biz belirliyoruz bir bakıma, rezonans kanunu, onu söylüyor.

Rezonans Kanunu, Pierre Franckh tarafından kaleme alınmış bir kitap. Kuantum fiziğinden yola çıkarak, isteklerin ve enerjinin hayatımızı belirlediğini, bilimsel kanıtlarla anlatmaya çalışmış. Aklın değil, kalbin merkez olduğunu anlatıyor. Her gün düşüncelerimizi, söylediklerimizi ve niyet ettiklerimizi pozitife çekebilmenin ve istediğimiz biz olabilmenin mümkün olduğunu, kitap boyunca anlatıyor. 

Ne anlattığını anlayabilmemiz için, bir örnek vereyim: Matrix filmini izlediyseniz, o sahneyi hatırlarsınız. Küçük bir çocuğun, düşünce gücüyle, kaşığı eğdiği sahneyi. Rezonans Kanunu'da düşünce gücüyle maddeye etki edebileceğimizi, isteklerimizi çekenin de düşünceler olduğunu açıkıyor.

Sizce kaşığı bükmek, düşünce gücüyle, gerçekten mümkün mü?

Kanunun ne anlattığını anlayabilmek için, kitaptan alıntılarla ilerleyelim:

"Eğer istediğimiz sonuçları elde etmeye çalışıyosak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız. Çünkü hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur ve biz isteklerimizi yönetebiliriz."

"İmkansız, sadece bizim imkansız olduğunu düşündüğümüz şeydir."
"Belki de şu anda imkansız olduğunu düşündüğün şey, işte bu sınırsız olanakların imkansız olmadığı fikridir. Öyleyse, bu senin şahsi kanaatindir. Bunun doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü bir tarafı yok. Bu senin, kendi kanaatindir ve yaşamın da bu doğrultuda ilerleyip gelişecektir."

"En yeni bilimsel araştırmalar, duygu, düşünce ve inançlarımız sayesinde olduğumuzu, hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın ispatlıyor. Zira duygularımızla desteklenmiş ve kaydedilmiş inançlarımız muazzam bir rezonans alanı oluşturuyor. Ve bu rezonans alanındaki titreşimlerle uyum içinde olan her şey, evet dünya üzerindeki her şey, bu titreşime ayak uydurmak durumunda kalıyor."

"Rezonans kanunu, evrendeki her şeyin, birbirleriyle tireşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyada bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde, farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir."

"Diğer insanlar, nesneler ve olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur."

Çünkü "benzerler, birbirlerini" çeker.

"Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, aktiviteleri için gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor."

"İnançlarımız kalbimizin yaydığı elektromanyetik dalgalar sayesinde fiziksel dünyayla etki alışverişinde bulunur. Yayılan bu enerjinin ne denli büyük olduğunu araştırmalar gözler önüne seriyor: kalbin elektrik akımı (ekg) beyinde oluşan elektirk akımından (eeg) altmış kez daha kuvvetlidir.
Kalbin manyetik alanı ise beyinkinden beş bin kez daha kuvvetlidir."

"İnançlarımızı duygularımızla desteklediğimiz zaman yaydığımız enerji çok daha büyük olur. Ama üzgün, depresif ya da bitkinsek, istediğimiz şeyi dileyebiliriz, bu durumda kabimizden yaydığımız hüzünlü duygular, mantığımızdan gelen isteklerden her zaman daha güçlü olacaktır. Peygamberler, günümüzün ve geçmişin dünyaca ünlü alimleri ve bilgeleri ısrarla 'kalp gözüyle' görmeyi öğrenmemizi söylerler."

" Kalbimizle dünyayı değiştirebiliriz."

"İsterken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar:

1. Ne dilersen dile, bunu mantık seviyesinden kalp seviyesine taşı.
2. İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için, bunun mümkün olduğuna kesinlikle inanmalıyız.
3. İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için, önce kendimizi mutlu bir ruh haline sokmalıyız.

"Rezonans kanunu her zaman evet der, inançlarını her zaman doğru çıkarır, sana karşı gelmez."

"Eğer istediğimiz sonuçlara ulaşmak istiyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız, zira hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey bir rezonans alanı oluşturur."

Evet bu kitabı okumanızı ısrarla isteyeceğim, bir kaç alıntı ekledim. İstediklerinizi elde etmek mümkün. İstediğiniz şey ile aynı titreşimde olmak, kalp gözünüz açık yaşamak ve daha iyi bir versiyonunuza ulaşmak, enerji yoluyla mümkün. 

Ben enerji çalışmaları yapan bir uzman değilim. Yıllar boyu, istediklerime ulaşırken, o enerjinin belirleyici olduğunu hisseden ya da gören bir insanım. O kaşığın düşünce gücüyle bükülebileceğine, o arabaya ve o aileye kavuşulabileceğine ve o hayatı yaşamanın, koşullar oluştukça, kırılımlarla karşılaşmadan evvel istediğinizin ne olduğunu bilmenin farkındalığını taşıdıkça, mümkün olabileceğine inanıyorum. 

Şöyle örneklendireyim. Tanışmayı çok isterdim dediğim yazarın şehrime 2 yılda 4 defa gelmesinden tutun, en yakın arkadaşımın, yanına bile yaklaşamayacağım bir insan olduğunu düşünmeme kadar. Aklınıza gelmeyecek derecede o kanunu çalıştırmayı başarmış, hikayelerim var. Ve ben bu yazı sonrasında 1 dileğim için daha bu kanunu harekete geçirmeye hazırlanıyorum.

Önce ne istediğinizi belirlemek,

İsteğinize yönelik bir fotoğrafı yakınlarınızda bulundurmak,

İsteğiniz gerçekleştiği zaman ne yaşayacağınızı ya da o anın nasıl olacağını planlamak,

Ve daha iyisini istemek için her gün kendimizi güncelleyerek, hayatımızda olumlu düşünceyi çoğaltmak, bizlere destek olacaktır.

Evet, çoğumuzun bildiği Secret ya da Çekim Yasası mantığı ile aynı. Burada yalnızca farkında olmanız gereken iki konu var. Kalbiniz merkeziniz ve enerjiniz size o isteği çekiyor. Ben bu iki detaya dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Uzun zaman sonra yeni yazımızla karşınızdayım. Yazıyı kaleme alırken tabi ki Rezonans Kanunu kitabını da kullandım.

En kısa sürede sizlere de okumanızı öneririm.

Günlerden cumartesi, tarih 2 Temmuz. Takipte kalın. Yakında daha da ilginizi çekecek içeriklerle karşınızdayım.

Sevgiler.

Züleyha Gülveren. 





Merhaba 2024

Herkese merhaba, Yıl 2024. 14 Ocak günü akşam saatlerinden selamlar. Herkesin artık kendi sayfalarını açıp oralardan paylaşım yaptığı zamanl...